SONSUZ MACERA…
Yıl 1984, Lise-2`ye giden bir öğrenciyim. İtalyanların o zaman için en güçlü kulüplerinden biri olan Fiorentina ile eşleşmişiz. İlk maç İstanbul`da 19.Eylül`de…
Fiorentina`nın kadrosu inanılmaz kuvvetli, kadroda Zico`nun Brezilya milli takımından arkadaşı olan Socrates var, Gentile var, ünlü Arjantinli Passarella var, Massaro var, var oğlu var…
Hepimiz heyecan içindeyiz. Hayranı olduğumuz yıldızlardan Socrates`i canlı seyredeceğiz. İnanmasak ta acaba diyoruz, acaba yener miyiz? İnanmasak ta yeneriz be neden olmasın diye birbirimizi dolduruyoruz…
Maça gitmek istiyorum ama param yok. Biletler çok pahalı. Annem babam harçlık hariç ilave para vermiyorlar, zor durumdayım. Tüm biriktirdiklerimi topluyorum, olmuyor, yetmiyor…
Çocukluktan kalan kumbaraları sallıyorum, ceplerimi tekrar karıştırıyorum ama yok yok… Kitaplarımın arasına bazen zor zamanlar için para saklardım, onları arıyorum, hepsini daha önceden tüketmişim. Sayfaları karıştırmam, sadece daha fazla kitap okumama yarıyor…
Vakit daralıyor ve cebimde maç param yok…
Gözüm bisikletime takılıyor. İçimden bir ses "Eşek kadar adam oldun hala bisiklete biniyorsun" diyor. Kıyamıyorum. Kıyamıyorum kıyamamasına da, elimden başka bir şey gelmiyor…
Bizimkilere bisikletimle dolaşmaya çıkıyorum diyip evden sıvışıyorum. Şimdi Akmerkez`in olduğu yerde eskiden var olan futbol sahasında bisiklet kiralayan bir adama bisikletimi yok pahasına satıyorum.
Bisikletim artık yok, eve mutlu bir şekilde dönüyorum cebimde artık maç param var…
Akşam evde "nasıl bisikletimi çaldırabilecek kadar ahmak" olabileceğim konusu yüksek sesle tartışılıyor. Timsah gözyaşlarıyla "valla benim suçum değil. Kaşla göz arasında çalmışlar" diye aileme bu yaşıma kadar söylediğim en kallavi yalanımı söylüyorum.
Maçta olmaktan inanılmaz derecede mutlu olsam da, aileme yalan söylediğim ve çok bisikletimi satmış olmaktan içim huzursuz…
Maçı 1-0 kaybediyoruz. Çok üzgünüm. Bisiklet gitmiş, eve yalan söylemişim, pişmanlığım beni yaralamış. Dokunsalar ağlayacağım. Üst sıralardan bir adam "Adamlarda Socrates oynuyor ne bekliyoruz ki" diye bağırıyor…
Tam o sırada maçın bitiş düdüğüyle bütün kapalı tribün toplu halde aniden Ferdi Tayfur`un bestesinden esinlenerek yapılmış hiç duymadığım bir besteye başlıyor…
Kapalının parası
Oldu Yürek yarası
Bu Fener macerası
Yaktı Beni…
Kapalı tribündeki Fener taraftarı besteyi sanki benim için söylüyor…
Sadece ben değil, hepimiz yanmışız…
Biz Fenerbahçe Taraftarıyız…
***
23 yıl geçmiş, artık bizim çocuklarımız kafalarında "bunları yenemeyiz" diye bir düşünceden eser taşımadan namı diğer "Beyaz Pele" Zico yönetimindeki Fenerbahçe`yi seyrediyorlar.
Çubukluyu giyenler eşleşince eskiden eyvah yandık dediğimiz Anderlecht, PSV, CSKA, İnter`e sahaları dar ediyorlar…
Zamanında çok canımız yandı…
Sıra artık bizde, çok can yakacağız…
Bizde sevda bitmez…
Biz Fenerbahçe Taraftarıyız…
Çubuklu Kalın
Mehmet Doğan
Fiorentina`nın kadrosu inanılmaz kuvvetli, kadroda Zico`nun Brezilya milli takımından arkadaşı olan Socrates var, Gentile var, ünlü Arjantinli Passarella var, Massaro var, var oğlu var…
Hepimiz heyecan içindeyiz. Hayranı olduğumuz yıldızlardan Socrates`i canlı seyredeceğiz. İnanmasak ta acaba diyoruz, acaba yener miyiz? İnanmasak ta yeneriz be neden olmasın diye birbirimizi dolduruyoruz…
Maça gitmek istiyorum ama param yok. Biletler çok pahalı. Annem babam harçlık hariç ilave para vermiyorlar, zor durumdayım. Tüm biriktirdiklerimi topluyorum, olmuyor, yetmiyor…
Çocukluktan kalan kumbaraları sallıyorum, ceplerimi tekrar karıştırıyorum ama yok yok… Kitaplarımın arasına bazen zor zamanlar için para saklardım, onları arıyorum, hepsini daha önceden tüketmişim. Sayfaları karıştırmam, sadece daha fazla kitap okumama yarıyor…
Vakit daralıyor ve cebimde maç param yok…
Gözüm bisikletime takılıyor. İçimden bir ses "Eşek kadar adam oldun hala bisiklete biniyorsun" diyor. Kıyamıyorum. Kıyamıyorum kıyamamasına da, elimden başka bir şey gelmiyor…
Bizimkilere bisikletimle dolaşmaya çıkıyorum diyip evden sıvışıyorum. Şimdi Akmerkez`in olduğu yerde eskiden var olan futbol sahasında bisiklet kiralayan bir adama bisikletimi yok pahasına satıyorum.
Bisikletim artık yok, eve mutlu bir şekilde dönüyorum cebimde artık maç param var…
Akşam evde "nasıl bisikletimi çaldırabilecek kadar ahmak" olabileceğim konusu yüksek sesle tartışılıyor. Timsah gözyaşlarıyla "valla benim suçum değil. Kaşla göz arasında çalmışlar" diye aileme bu yaşıma kadar söylediğim en kallavi yalanımı söylüyorum.
Maçta olmaktan inanılmaz derecede mutlu olsam da, aileme yalan söylediğim ve çok bisikletimi satmış olmaktan içim huzursuz…
Maçı 1-0 kaybediyoruz. Çok üzgünüm. Bisiklet gitmiş, eve yalan söylemişim, pişmanlığım beni yaralamış. Dokunsalar ağlayacağım. Üst sıralardan bir adam "Adamlarda Socrates oynuyor ne bekliyoruz ki" diye bağırıyor…
Tam o sırada maçın bitiş düdüğüyle bütün kapalı tribün toplu halde aniden Ferdi Tayfur`un bestesinden esinlenerek yapılmış hiç duymadığım bir besteye başlıyor…
Kapalının parası
Oldu Yürek yarası
Bu Fener macerası
Yaktı Beni…
Kapalı tribündeki Fener taraftarı besteyi sanki benim için söylüyor…
Sadece ben değil, hepimiz yanmışız…
Biz Fenerbahçe Taraftarıyız…
***
23 yıl geçmiş, artık bizim çocuklarımız kafalarında "bunları yenemeyiz" diye bir düşünceden eser taşımadan namı diğer "Beyaz Pele" Zico yönetimindeki Fenerbahçe`yi seyrediyorlar.
Çubukluyu giyenler eşleşince eskiden eyvah yandık dediğimiz Anderlecht, PSV, CSKA, İnter`e sahaları dar ediyorlar…
Zamanında çok canımız yandı…
Sıra artık bizde, çok can yakacağız…
Bizde sevda bitmez…
Biz Fenerbahçe Taraftarıyız…
Çubuklu Kalın
Mehmet Doğan



