| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
FenerbahceWamqireS
Image and video hosting by TinyPic

FENERBAHCEM BENİM

Fenerbahçe hakkında herşeyi bulabileceğiniz bir blog :)

Yazılar

DAMALI

Zamanın taksileri damalıydı. Gazetelere yansımış olan damalı taksi önündeki fotoğrafı hala gözümün önünde…1980`li yıllarda Fenerbahçe Futbol Takımında kaptanlık mertebesine kadar ulaşan Müjdat`ın Fenerbahçe`de kadro dışı bırakılması her nedense dimağımda yer etmiş.


 

Sanırım yer etmesinin nedeni, Fenerbahçe`de kadro dışı bırakıldığında taksi şoförlüğü yaparak geçinmesiydi. Müjdat başka takımda oynamayı reddedip, taksi şoförlüğünü seçmişti.


 

Bir röportajında anlatmıştı Müjdat "Kadro dışı kaldıktan sonra taksi şoförlüğü yapmaya başladığını. “Ne yapayım, kulüp maaşımı bile kesti. Eve süt getirecek para dahi yoktu. Aç mı kalsaydım.” Ya müşteriler seni tanımıyor muydu şeklindeki soruyu ise, “Geceleyin çıkıyordum. Sakal bıraktım, başıma şapka taktım, numarasız gözlük kullanmaya başladım.” diyerek cevaplamıştı.


 

Trabzonspor maçını seyrederken gözüm iki eski futbolcumuza olan "Ceyhun ve Serkan`a takıldı. Fenerbahçe`den ayrılmak zorunda bırakılan veya kendi isteği ile ayrılan herkese saygım var. Buna Serkan ve her ne kadar Ortega`ya sus işareti yapsa da Ceyhun dahil.


 

Maçı izlerken başka takımda oynayan eski futbolcularımıza saygım olsa da, hepsinin hafızamdan zamanla silineceklerini hissettim.


 

Seversiniz, sevmezsiniz ama Müjdat başka takımda oynamayı reddetmişti. Sakal bırakıp, şapka takıp, numarasız gözlüklerle taksicilik yapmıştı…


 

Ona göre gidilecek başka takım yoktu…


 

Para yaşam için en önemli araç…
Araç ama paranın satın alamayacağı tek şey gelecek nesiller tarafından hatırlanmak…


 

Para için başka takıma gidenlere eyvallah…
Garip ama biz Fenerbahçeliler için paralılar değil damalılar mubah…


 


Damalı Kalın
Mehmet Doğan

Çorap

Ben Carlos Castaneda`nın "Ixtlan Yolculuğu" adlı kitabını okurken, o içeri daldı ve sordu.


 

"12 yıldır evliyiz, sana daha önce hiç sormadığım bir şey sormak istiyorum"…
"Sor" dedim…


 

"Evlendiğimiz günden beri neden çoraplarını iç içe geçirip, top şeklinde çamaşır torbasına atıyorsun? Senin için çoraplarını top şekline getirmenin özel bir anlamı yoksa bu saçmalığa artık bir son verebilir misin?".


 

"Tamam" dedim, demesine de çoraplarımı ayağımdan çıkarttıktan sonra top şekline getirmemin nedenini bilmiyordum…


 

Gelgelim soruyu ciddiye almadım değil. Oturup saatlerce düşündüm üzerinde
"Neden kirli çoraplarımı top şekline getiriyordum" diye.


 

Arşimed`in hamamdan "Evraka" diye fırladığı gibi olmasa da sonunda aradığım sorunun cevabını buldum.


 

Apartmanda büyümüştüm ve evde top oynamak yasaktı. Topun yerine ikame edebilecek ve ses çıkartmayacak tek şey iç içe geçirilmiş çoraplardı…


 

7-8 yaşında başlayan çoraptan top imalatı yapma alışkanlığım bu yaşıma kadar sürmüş…


 

Nedeni bulmak güzel şey ve sonuca kesin etkisi var. Çorapları artık top şeklinde değil doğal halinde kirli sepetine yerleştiriyorum…


 

Eşimin bu saçmalığa bir son verebilir misin? Sorusu artık yok
Bu Saçmalığa bir son vermiş bulunuyorum…


 

***


 

Çorabı anladık, ama acaba her şeyi saçma diye kestirip atmak o kadar kolay mı?


 

"Dağ başında yaşayan bir adam neden evine Fenerbahçe Bayrağı asar"
"Neden dağdaki çoban koyununu sarı laciverte boyar"
"Neden ıssız bir köyde bir tarlada koşan çocuk, plastik topunu tepiklerken, spiker gibi konuşarak "Alex sağdan sürüyor, Alex sol çaprazdaki Semih`i gördü. Semih şut ve gol" diye bağırır.
"Neden Fener kazanınca, ekonomi düzelir"
"Neden Antartika`ya ya da Çin settine gitmiş bir Fenerbahçe`li bayrağını yanında taşır"
"Allah analı babalı büyütsün, saat kaçta doğdu kızın diye soran yaşlı bir akrabaya, neden Fenerli baba "Semih Gençlere 2. golü attığında doğdu" diye cevap verir, ve soruyu soran teyze de "Kız zannediyordum ben demek oğlanmış, adını Semih mi koydunuz", diye sizi kontrada bırakıp, doğan çocuğun cinsiyetini değiştirir"


 

Düşünürseniz aslında ne kadar saçma di mi?
Peki bu saçmalığa bir son verebilir miyiz?


 

Veremeyiz…


 

Saçma Kalın
Mehmet Doğan

DENK

 -“Bu ne baba”
- “Burun”
- “Peki bu ne baba”
- “Burun deliği ”
Dur sokma, parmağını içine...
- “Niye Burun var”
- “Koklamak için”

- “Peki Bu ne baba”
- “Kulak”
Uzar gider, çocuk meraklıdır. Sorar “ O ne, bu ne diye”...Ne diye sormak kesmez bazen de “Niye” diye sorar...
- “Niye kulak böyle”
-
Verecek cevabınız yoktur...

- “Bilmiyorum, herhalde öyle denk gelmiş” dersiniz.

***
Küçükken meraksız bir çocukmuşum, fazla sormamışım “Ne” diye “Niye” diye...“Etme bulma dünyası” derler demesine de, ben sormadığımdan bana da sormazlar zannediyordum...
Ama sordular...Üstelik çocuk değiller...
Dün önce neyi sordular.
- “Ne bu şimdi”
- “Ne ne”
- “Bu Fener’in oynadığı”
- “Futbol”
- “Abi neresi futbol bunun allah aşkına”
***
Ne sorusu bitince “Niye’ye” başladılar...
- “Niye Fener 82. Dakikadan sonra oynamaya başladı”
Sustum, cevap vermedim, çünkü cevabı bilmiyordum...
Dün akşam sorulan soruların cevabını sahadaki futbolcuların bile bildiğini zannetmiyorum...

En iyisi “Öyle denk gelmiş” demek ...

Öyle ya;
“Niye Kulak böyle?”

Çubuklu Kalın
Mehmet Doğan

SON ŞANS

Grip salgını beni de vurdu. Haftasonu başımı bile kaldırmadan yatmak zorunda kaldım. Ben yatmak zorunda kalınca Pazar sabahı taze ekmek alma görevi oğlana düştü. O da üstlendiği bu görevi yerine getirirken ekmekle beraber ne kadar spor gazetesi varsa almış eve getirmiş. Kahvaltı sonrası uzun zamandır yapmadığımı yaptım oturdum, hepsini okudum.

İnanın Ruhum daraldı.

Birinden sadece basit bir örnek veriyim. Hani okusanız bile aklınızda kalmayacak basit bir cümle. Bir gazete yazmış. “Gaziantep Maçı Uğur’un son şansı” diye... Boral bu maçta da kötü performans gösterirse formasını Vederson’a kaptıracakmış.

Öyle yazıyor gazete...

Her halinden uydurulduğu belli, haber niteliği taşımayan garip bir yazı...

***

Tek kanallı televizyondan, çok kanallı televizyonlara geçiş, ardından da özel radyoların kurulmasıyla Türkiye’de konuşan insan sayısı artmasına rağmen halkın kendi düşüncesini halkla paylaşabilme şansı ancak internet sayesinde oldu.

İnternet sayesinde yazılı görüş belirtme şansı olmayan sıradan insanlar görüşleri yazma ve diğer insanlarında o görüşleri okuma şansları oldu. Bu sayede aslında yazılı basında köşe tutan kalemlerin o kadar da başarılı olmadığı, asıl sıradan olanların onlar olduğu ve sıradan insanların içerisinde gerçekten alt yapısı yüksek insanların olduğu ortaya çıktı.

Forumlar, bloglar ve mesaj listeleri sayesinde, binlerce meslek grubundan insan her konuda görüş bildirmeye başladı. Yazılı basındaki köşe yazarları açısından en katlanılmaz olanı ise bu görüşlerin Gazetelerde yazan görüşlere kıyasla daha çok tercih edilmesi oldu.

Bugün antu forumlarında kimsenin tanımadığı bir insanın yazdığı bir maç analizi, en meşhur gazete yazarından daha çok okunur hale gelmişse, bu durum yazılı basının sahiplerinin şapkalarını önlerine koyup düşünme zamanlarının gelip geçmekte olduğunu gösterir.

***

Uğur’un forma giyme şansının ne olduğunu bilmiyorum.
Zico bilir..

Ama bu kafayla yazılı Spor Basınının okunma şansının olmadığını ve kalmadığını değil ben
Sağır Sultan bile bilir.

Şanslı Kalın
Mehmet Doğan

DİŞ

Sakız olsun, salata sosu olsun, peynir olsun, CD olsun ya da kapalı satılan diğer ürünler olsun hepsinin üzerinde “Buradan açılır” veya “Buradan açınız” diye bir ibare olur.
Ama nedense hiçbiri oradan açılmaz.
Oradan açmaktan vazgeçer başka tarafından zorlarsınız. Biri sizi görür ve söyle der.
“Oradan açmaya çalışma”, bak adamlar yazmış, “Buradan açılır” diye...

“İyi de oradan denedim” dersiniz ama o sizi denerken görmediğinden inanmaz.
“Bırak ben açarım” der...
Dener ama o da beceremez.

Sonunda arkadaşınıza “bırak” der.
Dişlerinizle size açılmaya direnen ürüne dalarsınız.
Arkadaşınız “Dur abi, dişine yazık, makasla bıçakla açalım” demesi boşunadır.

Dişiniz acır ama zafer sizindir.
Size direnememiştir.

Futbol uleması değilim, ama Fenerbahçe ile Galatasaray’ın mevcut kadroları arasındaki dağlar kadar farkı göremeyecek kadar kör değilim. Galatasaraylılar beraberliğe sevinmekte haklılar.

Yalnız Fenerbahçe’nin rakibi ciddiye aldığında özellikle maça konsantre olduğu taktirde yenemeyeceği takım olmadığını gerçeğinden hareketle, “ciddiye alınmamaya üzülmek mi sevinmek mi lazım” kararsızım...

Galatasaray kanatlardan da açılabilirdi, göbekten de açılabilirdi, kalesi de zayıftı.
Ama açamadık, yalan değil açmaya bile uğraşmadık.

Galatasaray galibiyetine doyulmaz ama sanırım toktuk.
Dişimizi göstermedik...

Endişeye mahal yok;
Biz Tek dişi kalmış canavar değiliz.

Tüm dişlerimiz ağzımızda duruyor.
Elbet gösteririz.

Çubuklu Kalın
Mehmet Doğan

Bİ BUÇUK

Yattım ama uyuyamadım. Uzun zamandır beynimi kurcalayan soruya cevap bulmakta güçlük çekiyorum. Yardım edecek kim varsa soruyorum ama henüz tatmin edecek bir cevap bulamadım.

Kezman düzeldi...Ne olacak şimdi..“Çift Santrafor mu, tek Santrafor mu?”
Ama sadece bu soru değil, akabinde hemen 2. Soru aklıma geliyor.
“Peki Çift Santrafor oynarsak, tek ön libero mu oynamak zorunda kalırız?”
Aman allahım kabus gibi, tek mi çift mi bilemedim?

Tek mi çift mi?

Paraya kıyıp, televizyondaki abilerime mesaj çekip sorsam mı? Tek mi çift mi? diye
Uzun eşşek oyununu iyi bilir onlar. Bunu da bilmeliler.

Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan gibi bir soru bu?
Bu soruyu yanıtlarsam sanki bütün hayatım düzene girecekmiş gibi...
Tek mi çift mi?
Santrafor tek sayımı olmalı yoksa çift sayı mı?
Santrafor sayımız Asal Sayı olsa, olur mu?
19. Yüzyılda 1 asal sayı olarak kabul ediliyormuş. Peki ya şimdi?
İki asal sayı, ama birin asal sayı olduğu konusu çok net değil.

Karar veremedim ama vermeliyim.

Bill Bryson’un bir kitabı var. “Hemen Herşeyin Kısa Tarihi- A Short History of Nearly Everything” diye. 686 Sayfalık bir kitap, yazarın dediği gibi hemen hemen herşey var içinde ama lanet olsun bu konu yok.

Tek mi Çift mi?

***

Son üç maçta 19 gol attık, taraftar çiftetelli oynuyor, acaba taraftar mesaj mı veriyor acaba çift santrafor olsun mu demek istiyor.

Evet 19 gol attık belki ama bir de şu sorunun cevabını zamanında bulsaydık 49 atacaktık.

Bu durumda maç başına 10 gol eksik atmış oluyoruz.
10 gol deyip, geçmeyin Lig çekişmeli geçiyor.

Averaja kalabilir...
Kar yağışı da başlayacakmış
İşten geç çıkanlar yolda da kalabilir.


İyisi mi biz Çubuklu Kalalım.
Mehmet Doğan

KUPA PAPAZI

Kısa ve öz yazacağım, uzatacak bir şey yok...

Maçtan önce maçı kim alır, Kupa Beyi kim olur diye düşünüyordum...

Maalesef Kupa Papazını unutmuşum..

Kupa Beyimiz Kupa Papazı oldu.

Kupa Papazı, soyunma odasında aldığı biri sarı diğeri kırmızı iki deste kağıdı iskambil kağıdı zannetmiş olmalı ki, kafasına göre dağıttı.

Zamanı ve imkanı olsa bir iskambil destesi kart dağıtacaktı ama zaman sadece 19 tanesine yetti.

Çocuklarımızı kahve köşelerinden kurtarıp, spor alanlarına yönlendirelim demek kolay,

Yalnız önce vucutları değil kafaları yönlendirmek lazım.

Yoksa böyle sahada kağıt oynarlar...

Maç 1-1 iken hakemin gözü önünde top toplayıcı çocuğun attığı topa eğilerek almayan Alex,

Kupa Papazını yırttı attı.

Ama kimse Alex’i atamadı..

Teşekkürler Alex..


***


Türkiye Kupasında her yıl aynı oyun oynanıyor.

Sanki King oynuyormuşuz gibi bize sürekli Kupa Almaz oynatıyorlar.

Yeşil sahaları, yeşil çuha zannedenler var.

Bu yazı, yok Papaz yok Kupa, yok çuha derken , futbol oyunundan çok iskambil oyununa benzedi.

Çok normal çünkü maç sahada değil, masada oynandı...




Sahada Kalın
Mehmet Doğan

POLİTİKA

Uykuya dalmıştı bir incir ağacının altında. O sırada bir engerek yılanı geldi ve ensesinden soktu onu... Feryad etti can acısıyla...Uyandı ve yılana baktı.

Yılan kıvrılıp sıvışmaya hazırlanıyordu....

“Olmaz” dedi . “Olmaz, gidemezsin, henüz sana teşekkür etmedim, beni vaktinden önce uyandırdın, yolum uzun iyi oldu”. Engerek yılanı dile geldi “Maalesef Yolun kısa” dedi...

“Benim zehirim öldürücüdür”

Gülümsedi ve devam etti sözlerine...

“Bir ejder ne zaman ölmüştür ki yılan zehirinden, geri al zehirini, o zehiri bana verecek kadar zengin değilsin sen”

***

2006 yılında son derece başarı ile uyguladıkları Fakir Fukara edebiyatının modası geçince, yeni politikalarını hemen gündeme aldılar. Yeni edebiyat akımının adı “yüzde yüz yerli” takım. Oynatamadıkları yabancılara dünyanın parasını verip, aldıkları yabancılardan yararlanamayanlar, garip bir şekilde Brezilyabahçe söylemlerine başladılar.

100 yıldır Fenerbahçe’yi yaptıkları uydurma politikalarla, boş sözlerle, zırvalarla ısırdıklarını, zehirlediklerini sanıyorlar, suratları değişiyor, kalemler farklılaşıyor ama mantık değişmiyor.

100 yıldır kalemlerinden, ağızlarından akan zehirlerinin bizi dağıtacak kadar öldürücü olduğunu sanıyorlar...

100 yıldır Fenerbahçe’nin ne kadar büyük olduğunu göremiyorlar...

Teşekkür etmek lazım, uyandırdıkları için...

Uyanmak lazım,


Yol uzun,
Devam etmek lazım...


Yolcu Kalın
Mehmet Doğan

İSPAT

Fenerbahçe’nin her kupayı alabilecek güce sahip olması kimilerine göre olanaksızdır.

Yani olanağı olmayandır, olma ihtimali bulunmayandır, gayrimümkündür, imkânsızdır. Kendilerine göre haklıdırlar, bugüne kadar olmadığından, bundan sonra da olma ihtimali olmadığına inanırlar.

Kimilerine göre hayaldir, yani zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şeydir, düştür, imgedir, hülyadır. Kimisi alay eder hayal görmeyin der, kimisi böyle bir günü hayal eder.

Kimilerine göre ise varsayımdır. Deneylerle henüz yeter derecede doğrulanmamış ancak doğrulanacağı umulan teorik düşüncedir, faraziyedir, hipotezdir.

Karanlıkta doğmuş olsaydık ve sabahı görmeden ölecek kadar kısa yaşasaydık, güneşin doğmasına imkansız diyebilir veya bunu bir hayal veya bir varsayım kabul edebilirdik.

Fenerbahçeliler karanlıkta güneşi görebilenlerdir.

Fenerbahçeliler karanlıkta dahi güneşten gözleri kamaşanlardır.

Ne Güneşin ışığını görmek Güneşin ispatı,
Ne de Kupalar ve Başarılar Fenerbahçe’nin büyüklüğünün ispatıdır.

Boşuna bağrılmıyor tribünlerde,
İnanın çocuklar inanın diye,
İnanın çocuklar güneşli günler yakındır diye...

İspat isteyenler beklesinler,
Çok yakında güneşi görebilirler...

İlla Bronzlaşmak isteyenler,
Bikini giyebilirler...



Mayolu Kalın
Mehmet Doğan

PIRASA

Tahminde bulunmayı sevmem ama Pazartesi günü 3-0 kazanırız diye yazdım. 3-0 kazanamadık belki ama 3 golü de biz attık. Chelsea gerçekten çok kuvvetli bir takım. Özellikle ilk yarıda oynadıkları futbol şaka gibiydi. Hayatımda bu kadar maç seyrettim, Chelsea kadar iyi oynayan hiç bir takıma rastlamadım.

Fenerbahçe Taraftarının uğur denemelerinin zirve yaptığı bir gündü. Maçtan önce herşey seyrine uygundu. Kendi uğursuzluğuma inandığımdan, kombinem olmasına rağmen bütün Şampiyonlar Ligi maçlarında olduğu gibi kombinemi maça gitmesinin uğurlu geldiğine inandığım arkadaşıma vermiştim. İçim kan ağlaya ağlaya daha önceki Şampiyonlar Ligi maçlarında olduğu gibi kombinemi ellerimle teslim ettim. Garip olan yüzlerce arkadaşımın arayıp “aman abi verdin di mi kombineni gelmiyorsun maça di mi ?” diye sormasıydı. Normalde “maça geliyorsun di mi” diye sorulur. Sağolsun dostlarım uğursuzluğuma öyle bir inanmış ki, “aman evde kal” diye ilettiler dileklerini..

Maçta istenmiyordum.

Maça gitmek çok istiyordum ama uğur manyaklığı yüzünden evimin yolunu tuttum.


Eşim Sevilla maçından önce yaptığı gibi akşam yemeğine Pırasa yapmıştı. Sevilla maçında artan reflüm yüzünden pırasalar ağzıma kadar gelsede, pırasanın uğurundan vazgeçemezdik.
Maç öncesi uğurlu geldiğine inanılan telefonlar yine açıldı. Bazı arkadaşlarım staddan arayarak gizli gizli stada gelip gelmediğimi sordular. “Yok” dedim. “Evdeyim merak etmeyin”...

Tüm uğurlarımızı yerine getirip, vebalı gibi evde oturup maç saatini beklemeye başladım.

Maçı anlatmaya gerek yok, kazandık, ağladık...

Bu sabah işe gelirken Çamlıca civarında 3 katlı inşa halinde bir binanın çevre güvenliği için binaya boydan boya muşamba giydirmelerine tanık oldum.

Dün geçerken herşey normaldi, bu sabah erkenden başlamışlar. 2 saat içerisinde de binanın 3 tarafını çevirmişler. Muşamba toplarının eni yaklaşık 1.5 metre...

Muşambalar sarı lacivert. Bir sarı bir lacivert muşamba çekmişler...İşçiler hummalı bir şekilde kalan kısmını bitirmeye çalışıyorlar...

Bina çubuklu forma giymiş gibi olmuş. Sabah sabah tutamadım gözyaşlarımı...

Kimine göre delilik yapıp maça gitmemiş olabilirim.

Yalnız delilikte tek değilim.

Duyduğum ve işittiğim bütün uğur denemeleri delice.


Moskova’ya kadar böyle devam edelim..

Ne denebilir ki,


Deli Kalın
Mehmet Doğan

www.kodcunuz.com
.
Image and video hosting by TinyPic