| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
FenerbahceWamqireS
Image and video hosting by TinyPic

FENERBAHCEM BENİM

Fenerbahçe hakkında herşeyi bulabileceğiniz bir blog :)

Yazılar

BUGÜN

Biliyorum kimse heyecandan yerinde duramıyor.
Biliyorum bugün herkes kazanmamız için birşeyler yapacak.

***

Blake maçı ufak koltukta seyredecek.

Mtfb1907 uğurlu iç çamaşırlarını ve çoraplarını giyecek, oturma şekline dikkat edecek.


The Boss Sarı Beyaz formasını, Ecaptug turkuaz formasını, Uğur Yağız uğurlu formasını giyecek.

Sgnny maçı seyretmek için Hintli bulacak

Yasak ip yada lastikleri parmağında tespih gibi çevirecek

CanDeSouza maça gitmeyecek

Cenk Şenyavuz maçı otelde seyredecek

Alexgfb daha önce gittiği cafeye gidip garsonla muhabbet edecek

İns79 Kayınpederi eve çağıracak sonra evine postalayacak

Bersit Montunu atkısını giyip terleyecek, telefonunu sağ cepten sol cebe alacak, önüne birini alıp ellerini omuzuna koyacak

Furkanarya 14 maddelik uğur listesini eksiksiz yerine getirecek

Yıldız23 yeğenleri eve zorla getirecek, onları gerektiği şekilde oturtup maç seyrettirecek.

Fbhandball akşam yemek yemeyecek, devre arası yüzünü yıkayacak, uğurlu t-shirtünü giyip atkısını düzgün bağlayacak.

By_victorr uğurlu formayı giyip dayısına gidecek

Endurluk maçı seyretmek için bara gitmeyecek, internetten seyredecek

Nihan Okur Musam Ocakbaşına gidecek

Samet 1304 Fenerbahçe forması giymeyecek, normal kıyafetlerle seyredecek

Sheeva maçı setantadan izleyecek, bağlantının yavaşlaması için dua edecek

Orkun and FB oturma şekline dikkat edecek

Cemilcanfb dersten çıkıldıktan sonra saat 18e kadar dışarıda oyalanacak, 18-19 arası yemek yiyecek,
19-21 arası basket oynayacak, yurda gelip duşa girecek ve maç başladığı sırada speed cafede olacak şekilde odadan çıkacak.

BuNNgeFB validesine gidecek, babası ısrar edecek ama o evine dönecek

Caca1907’nin eşi maçın sadece 2. Yarısını seyredecek

Mkızıltoprak kesinlikle televizyonun önünde yere oturarak maç seyredecek, koltuğa oturmayacak

Lucifear1907 uğurlu giysilerini giyecek ve oturma şekline dikkat edecek.

Cargun biricik oğluna 100.yıl pijamasını giydirecek ve onu poposundan öpecek, düdük çalmayacak, takım hangi formayı giyerse, Cargun aynı formayı giyecek.

Raif Çetintürk eşinin 2.yarıyı seyretmesine müsaade etmeyecek.

Iceman uğurlu koltuğu babasına kaptırmayacak.

Mehmet Ali 1969 yanyana hiç maç kaybetmediği abisini bulup maçı seyredecek

Deligibiseverim maçı seyretmeyecek, üst kattan goool sesi gelmesini bekleyecek.

Duman_fb pembe koltuğa oturacak

Damlasu1907’nin kardeşi telefon açacak ve Fenerbahçe’nin yenilmesi için dua edecek

Andreas Wagenhaus maçı kuzenleriyle beraber seyredecek

Undude Högh’den aldığı formayı giyecek

Tanerss çubukluyu giyip uğurlu koltuğuna oturacak

JMSinan Beş yıllık şortunu giyecek, üzerinde çubuklu olacak ve maçı ayakta seyredecek

Beyaz.1907 abisinde seyredecek

Bisho askerde kalacak, finale kadar teris olma durumu olursa, orduya yazılacak

Finsternis babasıyla farklı odalarda maç seyredecek, gol olunca babasının yanına gidip babasına sarılacak

Heznays sakız çiğneyecek, sigara içmeyecek

Richi boş sandalye ile maçı seyredecek, gerekirse sandalye ile sohbet edecek

Nico81 yalnız başına maçı seyredecek

Barış maç bitene kadar suyla temas etmeyecek

Peace72 dokuz adet uğurunu gerçekleştirecek

Yıldız23 yeğenleri ile maçı seyredecek

Eratlı Galatasaray taraftarı olan arkadaşının evinde maçı seyredecek

Hasan Kaplan açık televizyon kanalı verdiği halde sigara dumanı altına kahvede seyredecek

Dadash maç günü trafikte kimseyle kavga etmeyecek, tartışmayacak‚ çok sakin olacak‚ herkese eyvallah diyecek.

Liveandletdie arkadaşı eğer ayağını sandalyenin üzerine uzat derse uzatacak

Kimicim35 daha önce beraber maç seyretmedikleri ile aynı yerde oturmayacak

Hekimoğlu’nun evleri temizlenecek, silinip, süpürülecek, yemekte makarna olacak dua edenler şaşırtılacak

Nevin 7,21,100 numaralı sureleri okuyacak

2pac halının aynı yerinde oturacak

Fb_hülya maçı seyretmeyecek

Tuğer Volkan, Aliikeles ve Laci torbalarını patlatmadan tutacaklar.”En zoru sizinki”

Janitor ne yaptıysa aynısını yapacak.

Aykutfb kritik zamanlarda kanalı değiştirecek

Parttimehero’nun babası Fenerbahçeli olmasına rağmen “İnşallah yenilirsiniz” diyecek

Jumanjin varsa sınavı, sınava girmeyecek

Talkative yırtık pırtık da olsa terliğini giyecek

Yesilyol35 açık sigara paketi kapalı sigara paketinin üzerine olacak şekilde maç seyredecek

Korayk’nın soluna kimse oturmayacak

İsmail1907, abisi ve 10 yaşındaki yeğeni saniyeler kala ellerini yüzlerini yıkayacaklar

Yakup Gönül pencerenin önünde sigara içecek

Ersoyb üzerine Fenerium’dan alınmış hiçbirşey giymeyecek

Orche1907 arkadaşı ile birlikte Kazım Kazım muhabbeti yapacak

Ben de akşam yemeğinde Pırasa yiyeceğim...

Merak etmeyin biz bütün bunları yapalım...

Gerisini bizim çocuklar Londra’da halleder.

***

Diyelim olmadı, biz yukardakileri yapmayı unuttuk, futbolcularımızda sahada yapmaları gerekenleri unuttu..İnanın hiç önemli değil...

Çünkü biz asıl yapmamız gerekeni biliyor ve her yerde haykırıyoruz

“Hep destek Tam destek”...


Çubuklu Kalın
Mehmet Doğan

İKS

Alfabemizde olmamasına rağmen, yıllar yılı başımızın belası olmuş bir karakterdir x harfi. Hayatımıza biz daha Latin dillerini öğrenmeden, biz daha ilkokul sıralarındayken matematik dersiyle girer.

Erken yaşta hayatımıza giren x harfi uzun yıllar bizi terketmez ve hemen hemen her matematik sınavında bütün hocalar x’in ne olduğunu bize sorarlar.

Zaman içerisinde x’i bulmak öyle önemli bir hale gelir ki, hangi okulda okuyacağınız, hangi üniversiteye gideceğiniz, nasıl bir kariyeriniz olacağı neredeyse x’leri bulma başarılarınızla doğru orantılı olmaya başlar.

Üniversitedeyken kolej sınavlarına hazırlanan bir öğrenciye ders veriyordum. Öğrencim matematik dersinde çok zayıftı. Zavallının önüne yığdıkları test adı verilen sorulardaki denklemleri çözmekte zorlanıyordu, çünkü x’le okulda tanışmalarına rağmen öğretmeni ona x’i kullanarak problemleri nasıl çözeceğini tam olarak açıklayamamıştı.

Kendime çok güveniyordum, ben açıklayabilirdim.

Derse başladık. Önümüze ilk çıkan soru Ahmet’in yaşıydı. Bulmamızı istiyorlardı. Ahmet’in yaşı babasının yaşının bilmem kaç kat azının yok 8 eksiğinin 4 fazlasının 3’e bölümünden kalan gibi saçma sapan bir yaştı. Çocuk anlamıyordu. Yani Ahmet onun arkadaşı olsa ve yaşını sorsa aslında Ahmet yaşını normal olarak söyleyebilirdi. Neden Ahmet’in yaşını bulmak için garip bir uğraş içine girmesi gerektiğini haliyle anlamakta zorlanıyordu.

Ben “Bak” dedim. “Gel Ahmet’in yaşına X diyelim”. Bana ters ters baktı ve sordu “X ne”.

“X” matematikde bilinmeyene verilen addır dedim. “Burada Ahmet’in yaşı bilinmediğine göre, Ahmet’in yaşı X olur” dedim.

Boş boş suratıma baktı, “iyi de X ne ve neden x ?” diye sorusunu tekrarladı. Gülerek tekrar anlattım. Ben tekrar tekrar anlatmama rağmen, o sabit bir şekilde aynı soruyu soruyordu. “X ne?”. Ders bitiminde çocuğa çok sinirlensem de çaktırmamıştım ama tek bir problem dahi çözememiştik. Maalesef “X ne?” sorusunda takılıp kalmıştı.

Velisine çocuklarının matematikte çok zayıf olduğunu söyledim. Sınav için pek fazla ümitli olmamamaları gerektiğinin de altını çizdim.

“X ne ve neden x?” Ne saçma soruydu. Ahmet’in yaşı X’di işte neden anlamıyordu ki...

Üniversiteye gitmek için otobüse binmiştim, bu kez kendi kendime sordum. “Hakikaten ya neden X ve X ne?”.

Üniversite’de matematik hocamı bulup sordum. “Hocam bilinmeyene neden x diyoruz”

Anlattı, gerçek mi, rivayet mi bilmiyorum ama Ömer Hayyam , 11. Yüzyıl`da Semerkant`da cebir üzerine çalısırken, denklemde bilinmeyen sayılara Arapça "şey" diyormuş. Bu sözcük Endülüs`deki İspanyolca yapıtlarda xey olarak yazıldığından, zamanla X biçimini almış ve bilinmeyeni göstermekte kullanılan evrensel X harfine dönüşmüş.

Ertesi gün telefon açıp ve X’in ne olduğu ve nereden geldiğini açıkladım. Çok sevinmişti. Sonradan açıldı, anadolu lisesini kazandı, o gün X ne diye soran çocuk bugünün büyük bir mimarı oldu...

Kimin Şampiyon olacağı sorusu için birileri oturup denklem kurup, Şampiyon olacak takıma “X” diyebilir.

Biz Fenerbahçeliler demeyiz.

Bizim için “X” bellidir.

Bizim için “X” her zaman Fenerbahçedir.

Sezon sonu “X” Fenerbahçe’den başka bir sonuç verirse, mutlaka hesabın bir yerlerinde hata vardır.

***

Yalan mı?

Hata yapmazsak sezon sonu kesin biz Şampiyonuz.


Çubuklu Kalın
Mehmet Doğan

Unutulanlara

Fenerbahçe Masa Tenisi Erkek Takımı Avrupa Ettu Cup`da ikinci oldu.
Masa Tenisi Bayan A Takımı oyuncumuz Melek Hu 2 - 6 Nisan tarihlerinde Fransa`nın Nantes şehrinde yapılan Avrupa Olimpiyat elemelerinde oynadığı tüm maçları kazanarak Türk Masa Tenisi tarihinde bir ilke imza attı. Melek Hu gösterdiği bu başarı ile Türkiye`yi olimpiyatlarda temsil edecek ilk Türk sporcusu olma hakkını elde etti.
Masa Tenisi Avrupa Kıtası Olimpiyat Elemeleri 2-6 Nisan 2008 tarihinde Fransa`nın Nantes kentinde yapılacak.Masa Tenisi Milli Takımımızda Fenerbahçemizden Melek Hu, Cem Zeng, İrfan Tavukçuoğlu sporcu olarak Gürhan Yaldız ise antrenör olarak görev alacak.
Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı EuroLeague`de, çeyrek final mücadelesi verdi. Türkiye Liginde Şampiyonluk Mücadelesi vermeye devam ediyor.
Türkiye Bayanlar Basketbol Ligi play-off yarı finali 2. mücadelesinde, deplasmanda Panküp TED Kayseri Koleji`ni 76-59 mağlup eden Fenerbahçe, seriyi 3-0`a getirip finale yükseldi.
Adana`da gerçekleştirilen Bayan Basketbol Opel Türkiye Kupası Fenerbahçemizin oldu.
Ülkemizi Bayanlar Euroleague`de temsil eden Fenerbahçemiz, bu kupada çeyrek final maçları oynadı.
Erkek Voleybolcularımız Voleybol Erkekler Türkiye Kupasını kazanarak müzemize götürdüler. Türkiye Şampiyonluğu yolunda Arkas’ı eleyerek finale çıktılar.
 Fenerbahçe Acıbadem Bayan Voleybol Takımımız, Aroma Bayanlar Voleybol 1. Ligi`nde, Türk Telekom ile bugün Caferağa Spor Salonu’nda karşı karşıya geldi. Takımımız, play-off yarı final serisi dördüncü maçını 26-24, 26-24, 25-18`lik setlerle 3-0 kazanarak durumu 3-1’e getirdi ve finale yükseldi.
Fenerbahçe Kürek Takımımız 19-20 Nisan tarihlerinde Sapanca Kırkpınar parkurunda yapılan Egemenlik Kupası kürek yarışlarında kürsüye ambargo koydu. Toplam 28 yarışın yapıldığı müsabakalarda Fenerbahçemiz 17 birincilik ile Egemenlik Kupası`nın sahibi oldu.
Ankara Minikler Boks İl Şampiyonasında Minik Boksörlerimiz şampiyon oldu.
Türkiye Kulüplerarası Boks Şampiyonasında Fenerbahçemiz, şampiyonada 7 birincilik elde ederken toplamda 57 puan alarak turnuvayı şampiyon olarak tamamladı.
420 - 470 Yarı Yıl Kupası Yarışlarında Yelkende ikinci olduk.
Milli Takımımızda yer alan kulübümüz sporcularından Esen Kızıldağ 60 metre engellide 8.38" derecesiyle balkan Şampiyonu oldu.  400 metrede 47.73"lük derecesiyle Serdar Tamaç yeni Türkiye rekorunu kırdı ve Balkan Şampiyonu oldu. 800 metrede Emrah Çoban 1.51.99`luk derecesiyle Yeni gençler Türkiye rekorunun sahibi olurken Balkan 2.`si oldu. Sırıkla atlamada ise Yunus Emre Usluca 4.20 metre ile Balkan 3.`sü oldu.
İzmir`de düzenlenen Kulüpler arası Açık Yaş Yüzme Şampiyonasında Fenerbahçemiz hem bayanlarda hem de erkeklerde şampiyonluğa ulaştı.
***
Fenerbahçe Futbol Takımı UEFA tarafından organize edilen Şampiyonlar Liginde çeyrek finale kalma başarısı göstererek tarihinde bir ilke imza attı.
***
Tarihinde hem futbol takımı, hem erkek hem de bayan basketbol takımı Avrupa’da ilk sekize kalma başarısı göstermiş başka dünyada herhangi bir takım yok...
***
Ben onun hüngür hüngür ağlamasını beklerken
“Yenildik ama üzülmedim” dedi, küçük çocuk...
“Neden” dedim...
“Tamam belki Şampiyon olabilirler ama ” dedi ve ekledi.
“Bu maçı kazanarak onlar Fenerbahçe biz Galatasaray olmadık ki”...
“Biz hala Fenerbahçeyiz ve Fenerbahçeliyiz”..


 

Kıymetini Bilin
Mehmet Doğan

Zoraki Altyapıdan, Sistemli Altyapıya

Eskiden şehirlerde boş arsalar vardı ve o boş arsalarda taş kalelerde acayip toplarla kan ter içinde maç yapan çocuklar. Mahallenin bu işlere meraklı bir abisi de başlarında olursa onun gözüne girmek için çırpınan, üzerlerinde pazardan alınmış yünlü sarı-lacivert çubuklu formalarıyla kalede Datcu, geride Alparslan, ileride Cemiller.

O engebeli zeminlerde, toptan başka herşeye benzeyen toplarla cambazlık yapan, çakıl taşlarına bile çalım atan nice çocuklar çıkardı her mahallede. Kötü zemin ve kötü topun da bir hayrı vardır... Tekniği geliştirir mesela, topla bütünleşmenizi sağlar mesela.

Buralardan yetişip yükselen çocukları profesyonel olduklarında da farklı şeyler beklemezdi o zamanlar. Büyük takımlara transfer olurlar ama yine arsa gibi sahalarda oynamaya devam ederlerdi. Yaşı yetenler Dolmabahçe Stadı`nın zeminini hatırlayacaklardır. Sadece kenarlarında tesadüfen çıkmış çimenlerin olduğu büyük bölümü, kışları balçık olan toprak bir saha.

Sahalar kötüydü, toplar da... Antrenman sistemleri ilkeldi ancak tribünleri dolduran onbinler sahada beklerin bile top cambazı olduğu takımları seyrederdi. Avrupa Kupaları`nda ve milli maçlarda başarılı olamazdık. O maçlarda bitmek bilmez bir enerjiyle koşan Avrupalı futbolcuları hayranlıkla seyrederdik. Bizimkiler ne zaman böyle olacak diye hayıflanırdık.

Sonra dünya değişmeye başladı. Bizde de ihtilal oldu. Serbest piyasa ekonomisine geçtik. İletişim, ulaştırma, inşaat her sektörde büyük değişimler yaşadık. Toz toprak içinde çocukların maç yaptığı arsaların üzerinde koca koca binalar yükseldi. Çocukların haykırışları duyulmaz oldu. Şehirler modernleşiyor, büyüyor ama güvenliğini de kaybediyordu. Analar babalar artık çocuklarını eskisi gibi sokağa oynamaya göndermiyordu.


 

Arsaların yerini halı sahalar aldı. Halı sahaları da iş çıkışı stres atmak için top oynayan yetişkinler sahiplendi. Çocuklara top oynayacak yer kalmadı. Bazı şanslı çocuklar kulüplerin altyapılarına ve futbol okullarına gidiyorlar artık. Eskiden ayakkabılarını parçaladıkları, okulu aksattıkları için azarlandıkları ana babaları tarafından...


 

Brezilyalı futbolcu plajlardan yetişir, bizdeki futbolcu da arsalardan. Brezilyalıların plajları hala var ama artık bizim arsalarımız yok. Yapmamız gereken arsadan çıkan futbolcuları alıp doğru bir eğitimle donatıp profesyonel hayata salmaktı. Yapamadık... Şu sıralar, halı sahalarda açtığımız uyduruk futbol okullarından futbolcu kazanmaya çalışıyoruz ya da ahbap-çavuş ilişkileriyle bazı çocukları alıp altyapıda oynatıyoruz.


 

Hemen hemen tüm deplasmanlara gidiyorum. PAF takımı da geliyor her deplasmana. A Takım şehrin en lüks otelinde kalıyorsa onlar bir düşük otelde kalıyor. Uçakla seyahat ediyor. En güzel malzemelerle antrenman yapıyor. Dereağzı`ndaki tesis çoğu Süperlig takımında yok.


 

Şunu anlatmaya çalışıyorum ki, o genç  adamın yakalamak için çabalayacağı bir amacı, rüyası kalmadı. Daha 15 yaşında bütün konforlara sahip oldu. Futbolcu olmak bu yoksul ülkede milyonlarca fukara gencin hayali oysa, yaşamın acılarından kurtulmak için bir umut...


 

Kat etmeleri gereken onca yol, dökmeleri gereken onca ter ve çekmeleri gereken onca acı varken Fenerbahçe PAF Takımına girerek hayallerinin çoğuna ulaşıveriyorlar. Böyle bir gençten kendini geliştirmesini beklemek zordur. O yeni yaşam biçiminin tadını çıkarmakla meşguldür artık.


 

Fenerbahçe altyapısı kısır. Fenerbahçe altyapısı şu durumda Anadolu kulüplerine futbolcu yetiştirmekten başka bir işe yaramıyor. Bakın liglere Anadolu`nun çeşitli kulüplerinde oynayan onlarca futbolcu görürsünüz.


 

Çünkü altyapı sistemimiz vasat, oradan çıkan oyuncular da vasat. Oysa Fenerbahçe yıldızların oynadığı, vasatın asla kabul görmediği tek kulüp Türkiye`de. Kulübün, ana felsefesini altyapısına hakim kılamamasının başarısızlığıdır bu tablo.


 

Lig statüsü, kadroda altyapıdan yetişmiş futbolcu bulundurmayı emretmese ve dünya kulübünün gelecek planlarında bu sayıyı daha da arttırma düşüncesi olmasa, benim naçizane teklifim eğer bu mantaliteyle devam edilecekse bu işe bir son verilmesi olurdu. Anadolu kulüplerine oyuncu yetiştirmek için oraya artık para akıtılmasını istemezdim.


 

Ancak madem böyle bir zorunluluk var ve bu kulübün kaynakları oraya aktarılıyor. Bir devrime ihtiyacımız var.

Bülent Gündüz

Tarihi Dönemeç

Son dönemlerde dünya, teknolojik ilerlemelerin etkisi, nüfusun çoğalması ve kaynakların kıtlğı ve bunları aşmak için üretilen çözümler gibi sebeplerle büyük bir değişim yaşıyor. Uygarlığın ilerlemesi en azından modern dünyadaki bireysel beklentileri arttırıyor. Sistem de bu beklentileri gerçekleştirmek için manevra üzerine manevra yapıyor. Çocukluğunu 1970`lerde yaşamış biri olarak benim şahsen başım dönüyor, yaşlanmanın da getirdiği bir muhafazarlıka çok sık "bu kadarı da artık fazla" der oldum.


Genel durum böyleyken, insanların aidiyet merkezlerinin en güçlülerinden biri olan taraftarlık ve buradan çıkışla da futbol dünyası bu global gelişimlere ayak uydurmaya çalışıyor. Kulüpler daima mücadelenin içinde kalabilmek için büyük bir rekabet içindeler. Zengin kulüplerin tekelci anlayışını kırabilmek için durmadan yeni kaynaklar yaratmaları gerekiyor.


Bu noktada Fenerbahçe`nin 10 yıldır sürdürdüğü gelişim bu günlerde herkesin dilinde. Aziz Yıldırım başkanlığında kulübümüz, mali büyümeyi inanılmaz boyutlara getirdi. 10 yıl önce 16 milyon dolar olan bütçemiz bu yıl 250 milyon dolar. Kulübümüz bu performansıyla uluslararası çevrelerde örnek gösteriliyor. 10 yılda yüzde bin 500 büyüdük. Yapılan kolay bir şey değil. Ülkemizin ekonomik darboğazdan geçtiği yıllarda  yakalanan yıllık yüzde 150`lik bir büyümeden bahsediyoruz. Üstelik yönetimimiz bu büyümeyi kemerleri sıkmadan, tasarrufta bulunmadan en büyük transferleri, göz kamaştırıcı tesisleri yaparak başardı.


Ancak mevcut kaynaklar ve pazarlama stratejileriyle galiba artık büyümenin sınırlarına gelip dayandık. Bu durumda geçen 10 yıllık sürenin ardından ortaya çıkan tabloya elimizde ne var diye bir bakmamız lazım. Elimizde, Avrupa ölçülerinde güzel bir stat, standartların üzerinde modern bir kamp merkezi, amatör branşlar için bir kampüs ve gurur duyacağımız sosyal tesisler ile Türkiye`de her sene şampiyonluğa oynayan ve Şampiyonlar Ligi`nde çeyrek final oynamış bir futbol takımı kadrosu var.


Bu durumda önümüzde iki seçenek var. Birincisi 250 milyon dolarlık bütçede istikrarı sağlayıp, önümüzdeki sezonlarda da bu bütçeyle elde ettiğimiz sportif başarılarda bir standart sağlamak.


İkincisi, yeni bir finansal devrim yapıp kulübümüzün bütçesini geliştirmek, dünyanın en büyük kulüpleriyle aynı seviyeye çıkmayı hatta onları geçmeyi kendimize hedef koymak. Gelecek büyük sportif zaferlerle dünyada marka tescilini gerçekleştirmek.


Tam da burada Aziz Yıldırım`ın son günlerde sıkça seslendirdiği ve sanırım kamuoyunu tartışmaya zorladığı bir proje gündemimize giriyor: 1 milyon üye projesi.


Bu proje ile 1 milyar lira karşılığı kulübe üye olunacak. Üye olanlar kongrede oy kullanma hakkına 5 yıl sonra kavuşacaklar. Proje sonunda kulübün kasasına 1 milyar dolar para girecek. Bu spekülatif kaynak doğru kullanıldığı takdirde Fenerbahçe için dünya kulübü olmanın kapıları sonuna kadar açılacak. Ayrıca bu kadar kişiden alınacak yıllık aidatlar kulübe her yıl düzenli büyük bir gelir kazandıracak.


Proje ilk anda duyanı heyacanlara boğacak, hayallere kaptıracak kadar çekici. Ancak bizi büyük bir ikilem ile karşı karşıya bırakacak bu kesin. Büyümek ve küresel başarı ile bizi biz yapan geleneklerimiz ve bir taraftar olarak yıllar içinde kazandığımız alışkanlıklarımız arasında bir tercih yapmak durumunda kalacağız.


Bu projenin etkilerini kendini camiamıza ait sayan herkes derinden hissedecek. Zaten son 10 yıldır kulübümüzün, endüstriyel futbola ayak uydurmak adına taraftara bakışında ve ondan yararlanma stratejilerinde yaptığı değişiklik sonucu sudan çıkmış balığa dönen ve sırf kulübün ali menfaatleri adına taraftarlığın en büyük tadı olan romantizmden vazgeçip rasyonalizme geçmeye çalışan taraftarlar, bu kez ayak uydurmaları ya da mücadele etmeleri gereken yeni durumlarla karşı karşıya kalacaklar. Yılların tribün alışkanlıklarını terk etmeye zorlanacaklar.


Kulübün menfaati ile kendi ayrıcalıkları arasında tercih yapmak zorunda kalacak en önemli grup ise kongre üyeleri olacak. Şu ana kadar her koşulda büyük destek verdikleri, Türkiye`nin belki de gelmiş geçmiş en güçlü başkanı ve onun yönetim kurulundan gelen bir proje karşısında ne tavır takınacakları çok önemli.


Dar bir grubun imtiyazlarını geniş kitlelerle paylaşma kararını alması çok zordur. Aziz Yıldırım bunu bildiği için projeyi her fırsatta dile getiriyor, camiayı tartışmaya zorluyor. Kongre üyelerinin büyük bir ikilem içinde kalacağı açık. Ancak önlerinde bir Ali Şen örneği duruyor. Biliyorsunuz eski başkan Ali Şen kulübümüzü halka açmak ve büyük bir gelir sağlamak istemiş, proje kongrede reddedilince istifa etmişti.


Şimdi ne olacak?


Bir yanda biz taraftarlar, diğer yanda bu kulübün senatosunu oluşturan kongre üyeleri külahlarımızı önümüze koyup uzun uzun düşüneceğiz. Birbirimize danışacağız, kar-zarar hesabımızı iyi yapıp bir karara varacağız.


O tarihi kongreyi iple çekiyorum.


Not: Yazılarını hayranlıkla okuduğum Mehmet Doğan`ın halefi olmanın büyük ağırlığını yaşıyorum. Çünkü o, öyle böyle bir yazar değil, piyasada yazarım diye geçinenler eline su dökemezler. Kendisine o inanılmaz yazıları için tekrar tekrar teşekkür ediyorum.


Bülent Gündüz

Adab-ı Muaşeret

Biz Türkler duygusal insanlarızdır vesselam. Üzülünce ağlarız, sevinince sokaklara taşarız. Duygusal konularda abartıyı severiz. Misal İbrahim Tatlıses, kadın dövmeyi mübah gören, sert mizaçlı bir adam ekranlarda ikide bir ağlar.


Burada bütün mesele samimiyette galiba. Yani bir insan diğerlerinin düştüğü bir durum için hüngür hüngür ağlarken ber yandan da nasıl kadın döver? Ya da bir gün önce delilier gibi aşık olduğu bir kadını, kendisine yüz vermeyince "ya benimsin, ya toprağın" diyerek öldürür? Sevginin de nefretin de bir orta yolu yok mudur?


Sadece kadın-erkek ilişkilerinde değil, hayvanlarla, doğayla, iş arkadaşlarımızla ilişkilerimde bile böyle değil miyiz? Doğayı güya çok severiz ama anasını da belleriz. Hayvan sevgimizin üzerine yoktur ama yunuslara bile işkence ederiz. Mesela ....... Uluç buna güzel bir örnek, yazılarında sevgiyi dilinden düşürmez ama bir yandan da en büyük nefretleri körükler, insanları birbirine karşı kışkırtır.


Bütün bunlar duygusallık mı, duyarlılık mı sorusuna götürüyor bizi. Duygusal insan salya sümük ağlayıp durumu 2 gün sonra unuturken, duyarlı insan sızlanmakla vakit kaybetmeyip konuya yoğunlaşıp onu çözmek için çaba gösteriyor. Doğuyla batı arasındaki gelişmişlik farkının temel sebebi de galiba burada yatıyor.


Diyelim ki büyük bir şirketin patronusunuz. Bir genel müdürünüz var sözleşme süresi bitti ve uzatmadınız. Adam özel eşyalarını toplamak için şirkete geldi. Siz sekreterinin, yardımcılarının adama yardım etmelerini yasakladınız. Bunu yapmaya hakkınız var mı? Tabi ki var... Ancak bu davranış, bu ayrılığın normal ve medeni bir ayrılık olmadığını arada büyük problemler ve hatta düşmanlık olduğunu göstermez mi?


Peki Zico bu davranışı hakedecek ne yaptı? Eğer bunları hakedecek hataları olduysa bunu kamuoyuyla paylaşıp insanları doğru bilgilendirmek gerekmez mi?


Eğer hedef dünya kulübü olmaksa, bunu sadece kupalarla, şampiyonluklarla yapamazsınız. Bütün dünyaca kabul görmüş adab-ı muaşeret kurallarına uygun davranmayı da becerebilmelisiniz.



Bülent Gündüz

Taraftar, Hocaya Karşı ama Yönetimin Kararına Saygılı

Antu ankette yönetimimiz Luis Aragones ile anlaşmadan önce sizlere "Aragones`in yeni teknik direktörümüz olmasını ister misiniz?" diye sormuştuk. Taraftarlarımızın yüzde 75`i Aragones`i istemediklerini belirtmişlerdi. Yönetimimiz Aragones ile anlaştıklarını duyurunca bu sefer de sizlere "Luis Aragonesin Teknik Direktor olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?" diye sorduk.

Anketimize toplam 10 bin 479 kişi katıldı. Katılımcıların yüzde 45.30`u (4 bin 748 kişi) "Göreve getirilmesini istemiyordum ancak Yönetimin verdiği karara saygılıyım ve destekleyecegim" şıkkını işaretlerken, yüzde 37.03`ü (3 bin 881 kişi) "Göreve getirilmesini desteklemeyecegim" dedi. Aragones`e şartsız destek verenlerin oy yüzdesi yüzde 17.65`te (bin 850 kişi) kaldı.

Haber hakkındaki yorumlar;
http://forum.antu.com/KonuOku.aspx?gID=4&fID=9&kID=26762

Millilerimizin Euro2008 İstatistikleri

Milli Takımımız Euro2008`in tartışmasız en flaş ve renkli takımı oldu. Oynadığı bütün maçlar bir heyecan fırtınası içinde geçti, tüm dünyanın futbolseverlerine zevkli anlar yaşattı. Çek Cumhuriyeti ile oynadığımız ve 3-2 yendiğimiz maç UEFA tarafından Avrupa Şampiyonaları tarihinin en iyi maçı seçildi.


Takımımız turnuva boyunca toplam 5 maç oynadı. Maç sayısında sadece finale kalan İspanya ve Almanya`nın gerisinde kalacak olan millilerimiz 12 takımdan fazla maç oynamayı başardı. Bu 5 maçın 3`ünü kazandı 2`sini kaybetti.


Oynadığı 5 maçta rakip fileleri 8 kez havalandıran millilerimiz, 9 kez de gol yedi. Bu 9 golün altısı asist sonucu geldi. Hamit Altıntop yaptığı 3 asistle takımımızın içinde  başı çeken oyuncumuz oldu. Milli takımımızda en çok golü, fazla oynama süresi bulamamasına rağmen 3 golle Semih Şentürk Kaydetti. Semih`i ikişer golle Nihat ve Arda takip etti.


Turnuva boyunca hakemlerden çok çeken millilerimiz, Euro2003`in en çok sarı kart gören takımı oldu. 5 maçta 15 defa sarı kart gören futbolcularımızın aldığı cezalar yüzünden teknik heyet takım kurmada büyük zorluklar çekti. Takımımızda tek kırmızı kartı ise kalecimiz Volkan Demirel gördü.

istatistik sayfasına ulaşmak için tıklayınız

Yamyamlar ve Biz Taraftarlar"

Bilgiyi, kültürü, bilimi, sanatı küçümsüyoruz. Bunlarla uğraşanları küçümsüyoruz. Kitap okumayı gereksiz bir eylem olarak değerlendiriyoruz. Bilgiye, yeteneğe saygı göstermeyi geçtik, alenen dalga geçiyoruz. Korumamız, kollamamız gerekirken küstahça bir hoyratlık gösteriyoruz.

Eskiden hocalar bu toplumun en saygı gösteren kesimiyken, bugün öğrencilerinden dayak yiyen, bıçaklanan, saldırıya uğrayan insanlar haline geldi. Bize dayatılan yaşam biçimi, kültüre saygıyı değil vandalizmi kışkırtıyor. Gençlerin rol modelleri eskisi gibi sanatçılar ya da bilim adamları değil, pop şarkıcıları ve dizi yıldızları. Hoş onlara saygı gösteriliyor mu? Tabi ki hayır. Tüketilip, kısa zamanda kirli bir selpak gibi bir kenara atılıyorlar.

Zico futbolculuğunda büyük bir yetenekti. Bütün dünyada saygı gören, hayranları olan biriydi. Ülkemizde onu teknik direktör olarak ağırladık. Ülkemize ilk gelişini hatırlıyorum. Futbol kamuoyunun futbolseverlerden oluştuğunu kabul edersek Zico`nun saygı ve sevgiyle karşılanması gerektiğini düşünürüz değil mi?  Ne gezer, sırf futbola olan sevgilerinden ötürü bile Zico`ya büyük saygı göstermeleri beklenen kitlenin büyük bölümü bu futbol ilahıyla resmen dalga geçti. Ona, göreve gelirken, görev yaparken ve görevden ayrılırken hep hoyratça davrandılar.


Şimdi aynı sıkıcı düzen yeni hoca Aragones için işlemeye başladı. Adam daha gelmeden hoyratça eleştiriler yapılıyor. Aragones de Zico kadar olmasa bile önemli  ve golcü bir futbolcuydu. 1978`den beri teknik direktörlük yapıyor, hem de La Liga gibi dünyanın en önemli liglerinden birinde. Şimdi de İspanya Milli Takımını Avrupa Şampiyonasında final oynatıyor.


Ancak yılların emeğinin, hayatını futbola adamanın hiç bir önemi yok. Çünkü emeğe, bilgiye, yeteneğe asla saygıları yok. Çünkü, kendi küçük, kısır, kimseye faydası olmayan, kimseyi aydınlatmayan aksine gençlerin ışığını karartan fikirciklerini matah bir şeymiş gibi bağıra çağıra, ağzından salyaları aka aka, topluma nefret tohumları eke yaymaktan başka bir şeye önem verdikleri yok. Bunlar kelimenin tam anlamıyla "modern yamyamlar" insanla besleniyorlar.


Biz taraftarlar olarak bu kirli düzeni eleştirsek de aslında en önemli parçasıyız. Çünkü bilerek veya bilmeyerek verdiğimiz desteğimiz olmadan onlar bir hiç. Eleştiri ve muhalefet en büyük hakkımız. Ancak hem kişilere hem de bilgiye, emeğe, yeteneğe saygıyı elden bırakmadan.


Buna Aragones`e hakettiği saygıyı göstermekle başlayabiliriz. Hocaya ırkçı deniyor, aklandı. Irkçılık insanlık suçudur kabul. Ancak bunu bir insana çıkmayacak şekilde yapıştırmak da bu kadar kolay olmamalı. Hele ki, antrenmanda iki kişi arasında geçen konuşmaların ekrana yansımasıyla ortaya çıkan bu durum sonunda hoca aklanmışsa.


Yaşının 70 olmasını da eleştirebilirsiniz ama şu an İspanya`ya milli takım bazında tarihinin en büyük başarılarını yaşatmakta olduğunu unutmadan, 70 yaşında olmanın insanlar için bir suç olmadığını bilerek eleştirmeliyiz. En önemlisi futbolculuk ve hocalık kariyeriyle futbola kattıklarına saygı göstererek yapmalıyız eleştirilerimizi.


Bir insana vurmadan önce zaman tanımak belki de "Hep destek tam destek" demek ne dersiniz?

Bülent Gündüz

Burak Yılmaz Fenerbahçemizde

Manisaspor`un futbolcusu Burak Yılmaz Fenerbahçemizde. Kulübümüz hem Manisaspor hem de genç futbolcuyla her konuda anlaştı. 23 yaşındaki futbolcu Pazar günü (29 Haziran 2008)Saat 13.00`de Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu Basın toplantı odasında kendisini renklerimize bağlayacak sözleşmeye imza atacak.
 
Öte yandan vatani görevini yapmak üzere hazırlık kampına katılamayacak olan oyuncumuz Emre Belözoğlu için 22 Temmuz 2008 tarihinde Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu`nda imza töreni düzenlenecek.

BURAK YILMAZ KİMDİR?
Burak Yılmaz, 15 Temmuz 1985 tarihinde Antalya`da dünyaya geldi. Futbola 2001 yılında Antalyaspor altyapısında başlayan Burak Yılmaz, Antalyaspor ile ilk resmi lig maçına 25 Mayıs 2003 tarihinde Sivasspor karşısında çıktı.

2005-06 sezonunda gösterdiği başarı ile takımının İkinci Lig A Kategorisi`ni ikinci sırada tamamlayıp, Süper Lig`e çıkmasında önemli rol oynayan Burak Yılmaz, bu performansı üzerine yaz döneminde Fatih Terim tarafından Türkiye A Milli Futbol Takımı`na çağrıldı.

Dönemin Beşiktaş Teknik Direktörü Jean Tigana`nın  ısrarlı isteği sonucu 14 Haziran 2006 `da Beşiktaş`a transfer olan Burak Yılmaz 1,5 yıl Beşiktaş`ta forma giydikten sonra, Vestel Manisasporllu Filip Holosko için takım arkadaşı Koray Avcı ile birlikte Vestel Manisaspor takımına bonservisiyle birlikte verildi.

Antalyaspor formasıyla İkinci Lig`te çıktığı 78 maçta 35 gol atan Burak Yılmaz, Turkcell Süper Lig`de 2 sezonda çıktığı toplam 55 maçta 15 kez rakip fileleri havalandırdı.

2006`da başladığı Milli Takım kariyerinde toplam 4 kez milli formayı giyen Burak Yılmaz, geçtiğimiz yarı sezonda Vestel Manisaspor ile 16 lig maçına çıkıp 9 gol kaydetti ve sezon sonunda Fenerbahçemize transfer oldu.


Burak Yılmaz
Doğum tarihi: 15 Temmuz 1985
Doğum yeri: Antalya,
Boyu: 1,88 m.
Mevkii: Orta Saha - Forvet


Altyapı Kariyeri
2001-2003 Antalyaspor


Profesyonel Kariyeri
2003-2006 Antalyaspor
2006-2007 Beşiktaş
2007-2008 Vestel Manisaspor



yorumları okumak için tıklayınız

www.kodcunuz.com
.
Image and video hosting by TinyPic