GS Taraftarları İçin Hazırlanan Test
-) Dunyadaki derbiler icinde kendi sahasinda 3-0 ondeyken 4-3 kaybeden tek
takim ve rakibi asagidakilerden hangisidir?
a)Milan-Juventus
b)Manchester United-Liverpool
c)Marsilya-PSG
d)6alatasaray-Fenerbahce
2-)Simovic futbolu birakirken unutamadigi en aci mac olarak hangi maci
soylemistir?
a)1-0 Altay maci
b)2-1 Rapid maci
c) 5-1 Fenerbahce maçi
3-) Super Kupa ve UEFA kupasi sahibi gs li Okan'in en cok korktugu ve
"dizlerim titriyor" dedigi takim hangisidir?
a) Akcaabat Sebatspor
b) Boca Junior
c) Fenerbahce
4-) 4 buyuk takimin birbirleriyle oynadiklari maclarda en cok galibiyet
farki hangi takimlar arasindadir?
a) TS-BJK
b) BJK-6S
c) FB-6S
5-) Asagidakilerden hangisi Fenerbahce'den bir macta 4 gol veya fazlasini
yemistir?
a) Simovic
b) Hayrettin
c) Volkan
d) Taffarel
e) Hepsi
6-) 6alatasaraylilarin cok ovundugu rahmetli Metin Oktay'in aglari delen
golu attigi kupa finalinin rovans maci kac kac bitmis ve kupayi kim
almistir?
a) 1-0 6S
b) 1-1 6S
c) 2-1 6S
d) 4-0 FB
7-) 6alatasarayin uc sezon ustuste 5 gol yedigi takim
asagidakilerden hangisidir?
a) Konyaspor
b) Gaziantepspor
c) Fenerbahçe
Asagidakilerden hangisi 6alatasaraylidir?
a) Fatih Urek
b) Yildo
c) Cemil Ipekci
d) Aydin
e) Hepsi
Cevap Anahtari : Butun sorularda son secenek dogrudur.
bu test sadece bir espiridir..bilginize!!mizahı geniş olan herkes anlıyabilir umarım
Sahte Mazlum!!
Ziya Paşa'nın meşhur sözündeki gibi, 'herkesi kör , alemi sersem sananların' sergilediği bu ortaoyunununa, bu beyin yıkama fırtınasına karşı FENERBAHÇE taraftarları nasıl aklına mukayyet olacak ?
Gelin konu başlıklarına ayırarak hususları birer birer
inceleyelim :
MADDİYAT KONUSU
Türk filmleri ile büyümüş bir soyun evladı
olarak yurdum insanı her zaman fakirin yanında olmuş, zengine karşı bir antipati beslemiştir.
Ancak zenginliği ve fakirliği yaratan sebepler bu filmlerde hiç işlenmemiştir.
Oysa futbolda bugün yaşadığımız FENERBAHÇE - galatasaray karşılaştırması için inceleme yapmak mümkündür.
Mazlum galatasaray Riva arsalarını, Kuruçeşme açıklarındaki adasını, Kalamış tesislerini, Florya'daki arazileri alıp bünyesine katarken mazlum muydu ?
O zamanlar 'Biz dunyanın en zengin kuluplerinden biriyiz ,
bizdeki arsa - tapu hiç kimselerde yok !' diye böbürlenirken
mazlum muydular?
Hagilere , Popesculara 4-5 milyon dolarlar ödenirken mi mazlumdu bu arkadaşlar ?
UEFA kupasını ya da 4 sene seri şampiyonluğu paraya çeviremezken ya da çevirip de bunları çarçur ederken - mi mazlumdunuz efendiler ?
Kupayı alıp meclise giderken ve orada para isterken mi başladı mazlumluğunuz ?
Siz 2 senede 40 küsür futbolcuya 40 küsür milyon dolar öderken, 1 maç oynatmadığınız adamlara UEFA'nın cezası ile 2 milyon dolar öderken mi mazlumlaştınız ?
Yoksa vergi borçlarınızın üstüne çizik attırıken mi farkettiniz mazlum olduğunuzu?
Sahi şu anda bile yabancı futbolcularınızın kontratları 50 - 100 milyar TL üzerinden yapılmışken ve sırf buradan bile trilyonluk vergi kaçırırken nasıl bir mazlumluktur bu yaşadığınız ?
'Aç aç futbol oynayan gariban futbolcularınızın' hangisinin
altında Mercedes'ten daha kötü bir araba, villadan daha dusuk seviyede ev var ?
Kendi taraftarınızın sahip çıkmadığı bir kulüp olarak bir stad projesine 10 milyon dolar ödeyecek kadar zenginken, kendi elinizle paranızı batırdıktan sonra Seyrantepe gibi bu ülkenin en
büyük rant getirecek arsalarından birini taraftarınız olan bir
belediye başkanının mahareti ile 'götürmeye'
çalışırken hala
mazlum oldugunuzu mu iddia ediyorsunuz efendiler !!
FENERBAHÇE zengin kulüptür; çünkü siz 'biz 4 sene ütüste şampiyon olduk , biz UEFA şampiyonuyuz' diye kasım kasım kasılır, ağustos böceği gibi cırlarken FENERBAHÇEliler böğrüne taş basıp , kan tükürüp 'kızılcık şerbeti içtim' diyerek ve karıncalar gibi çalışarak o stadı bitirdi , o Fenerium zincirini kurdu , kendi televizyon kanalını hayata geçirdi.
Siz kendiniz para batırıp zararınızı devletten dilenirken
FENERBAHÇE taraftarı o stada yılda 35 milyon usd karşılığı parayı kombine bilet ve maç hasılatı olarak cebinden ödedi. Siz 'mazlumuz biz' diye ağlarken yine o FENERBAHÇE taraftarı senede 20 milyon doları Feneriumlara forma, kaşkol vs parası olarak ödedi. O yönetim FENERBAHÇE taraftarının aşkını iyi biliyordu .
Ve FENERBAHÇE seyircisi de onları hiç mahçup etmedi.
Bugün FENERBAHÇE'nin zenginliği kendi halkından gelmektedir. Siz şampiyonluğa oynarken 8.000 kişi maça gelirsiniz biz 6.lığa oynarken Saracoğlu'nu 35.000 kişi ile doldururuz.
O yüzden siz Seyrantepe'yi götürseniz bile parasızlığa mahkum kalacakken , elindeki avucundakini maca bilet , Fenerium'a forma parası olarak vermeye hazır milyonlarca taraftarı sayesinde FENERBAHÇE dünyanın en zengin kulübü olacaktır.
FENERLİ MEDYA
İşte bir başka büyük yalan, büyük aldatmaca konusu daha.
Medyadaki 'baronlarınız' ısrarla, bıkıp usanmadan Fenerli medya söylemini devam ettirirler. Ancak medyada kimin hangi takımı tuttuğu istatistiklerinde hiç de öyle sonuçlar çıkmaz.
galatasaraylılar birbirini yerken 'kol kırılır yen içinde kalır'
sözüne uygun davranılır ancak FENERBAHÇE'nin piresi tiraj uğruna deve yapılır. Bizler zaten 'en büyük olmanın doğal diyeti' olarak bu durumu kabullenmişizdir.Fenerli o kadar zengindir ki , takımına öyle bir aşkla bağlıdır ki, takımının adını gördüğü gazeteleri çekirge sürüsü gibi tüketirken size de para kazandırır, ne traji-komedidir ki bunu da bize sövesiniz diye yapar adeta.
Zengin FENERBAHÇE'nin TV kanalı vardır, kalan bütün kanallar ise mazlum galatasarayın(!) dır.
Dikkat edin, tüm galatasaraylı, beşiktaşlı ve trabzonlu yazarlar yılda yazdıkları yazıların en az % 50'sinde - ki bu oran baronların yazılarında % 70'tir - FENERBAHÇE'yi yazmaktadırlar.
Sorarım size, kaç FENERBAHÇEli yazar bilirsiniz ki FENERBAHCE dışında gs ve bjk için kalem oynatsın ?
FENERBAHÇE'nin ayağa kalktığı bu son 2-3 sezon ne tesadüftür ki medyamızca ligin kalitesizleştiği 2-3 seneye denk gelmektedir.
Oysa istatistikleri azcık inceleyen ahmaklar bile bu yalanı
görür. Üstelik bu sene, ligimizin 4.sü ile 18.si arasında sadece 10 puan fark varken , Avrupa liglerinde 1. ve 2.ci arasındaki en az farklardan biri Türkiye'de iken birden bu lig kalitesizleşmiştir.
Avrupa kupalarında FENERBAHÇE'nin başarısızlığı hep bu Fenerli medya (!) sayesinde bilinçaltımıza pompalanır. Ülke futbolunun gerilemesinin, milli takımın başarısızlığının sebebinin FENERBAHÇE olduğu hep ince ince, satır aralarında sokuşturulur belleğimize. O FENERBAHÇE ki son 2 sezonun öyle ya da böyle Avrupa'da en çok puan toplayan Türk takımıdır, ve o mazlum takımdır ki 1 sene
Avrupa'ya çıkamamış bu sene de eskimolara
elenmiştir , ancak gerilememizin sebebi hep FENERBAHÇE'dir. O yüzdendir ki UEFA tarafından 'Ölüm Gurubu' olarak adlandırılan grupta sonuncu olan FENERBAHÇE'nin son maçının ardından atılan
manşet : 'Bir FENERBAHÇE klasiği' , bjk nın o muazzam gruptan (!) elenişinden sonra atılan manşet : 'Canın Sağolsun ' dur.
O medya ki aradan geçen 15 seneye rağmen 6 gol yediğimiz Aydın maçını , 20 seneye rağmen 4-0'lık Samsun maçlarını hatırlatır ancak gsnin daha 3 sene önce Rize'den kendi evinde(üstelik başlarında imparator(!) varken - 5 yediğini , gene çok değil 4-5 sene evvel müthiş (!) Lucescu ile Bursa'dan bir diğer 5 yedikleri itina ile unutturulur.
Biz tek ve kendimize ait kanalımızla mücadele ederken mazlum galatasaray onlarca kanalı ile ve o kanalların en etkili isimleri ile üzerimize gelmekte ve inanılmaz bir propaganda yapmaktadırlar. İşte bu mazlumun ve zalimin , yoksulun ve fakirin medyadaki durumudur.
HAKEMLER VE FEDERASYONLAR
Mazlum galatasaray hakemlerden çok çeken takımdır. Öyle ki o hakem hataları olmasa bu sene ilk devreyi 4-5 puan öde bitireceklerdir (!).
Şimdi adı 'Fenerasyon'a çıkmış olan Levent Bıçakçı dönemine bir göz atalım :
Bu sene zalim ve
zengin FENERBAHÇE ne olduğunu ve nasıl olduğunu
kimsenin anlamadığı bir şekilde Everton maçı yüzünden
Kadıköy'deki ilk maçını seyircisiz oynamış ve 2 puan
kaybetmiştir. Nasıl Konya maçı için 'o gol olmasa maçı alamazdı' deniyorsa ben de 'o seyirci tribünde olsaydı Diyarbakır maçını kazanırdık' diyorum. Ardından 'Fenerasyon(!)un Tahkim Kurulu inanılmaz bir karar ile bjk nin % 1000 ceza alması gereken maçı
sırf FENERBAHÇE ile oynadığı için İnönü'de ve seyircili
oynatmıştır. Aynı senaryoyu geçen sezon Diyarbakır deplasmanından önce yaşayan bizler bu duruma hiç şaşırmamışızdır. Ancak FENERBAHÇE çıkıp 'çatır çatır' ve 'can acıtacak' bir şekilde o maçı kazanmıştır. Peşinden
Deniz Barış olayı patlak verir ve bu kez de bu oyuncumuzun lisansı geçici olarak iptal edilir. Dikkat buyurun, bu saydığım olayların hiçbiri saniyelik hakem kararları
değildir. Hepsi için düşünecek, araştıracak ve karar verecek uzun süreler vardır, hepsinde de doğrunun ne olduğu belirgin ve tektir ve hepsinde de kararlar yanlış , yanlı ve FENERBAHÇE aleyhine tecelli etmiştir. En sonunda şaytana pabucunu ters giydirecek bir yönteme başvurulmuş , FENERBAHÇEli Semih'e önce saçma sapan bir
ceza verilip ardından da iptal ettirilerek 'Bakın FENERBAHÇEli futbolcunun cezası iptal oldu' havası yaratılmıştır.
FENERBAHÇE'nin Rize 'de Nobre'nin elle oynamasından kazandığı gol belki 1.000 kez ekranlarda tekrarlanmış ancak aynı maçta Rize'nin kazandığı penaltı posizyonundaki komedi ısrarla nutturulmuştur.
Rizeli Okan FENERBAHÇEli futbolcunun 30 santim uzağında ve hiç temas olmaksızın kendini yere atmış ancak bu olay gündeme bile getirilmemiştir. Kayseri maçında FENERBAHÇE'nin buz gibi penaltısı verilmemiş ancak kazanan gene FENERBAHÇE olmuştur. Bu
sene FENERBAHÇE lehine yapılan gerçek hata herkesin malumu oldugu uzere ve hic unutturulmamacasına tekrarlanan meshur Konya maçında
yaşanmıştır. Gerçek şudur ki o pozisyon olmasa FENERBAHÇE en az bir beraberlik alacak baskıyı rakip üzerinde kurmuştur ve bunu yapabileceğini son 3 sezondur defalarca kez ispatlamıştır bu takım.
Gene Fenerasyon (!)un geçen seneki icraatlarına bakacak olursak ,
ASYdeki galatasaray maçından önce 3 sarı kartlı Aurelio'ya
verilen inanılmaz sarı kart ve cezalı duruma düşürülmesi, diğer taraftan aynı hafta 3 sarı kartlı gsli Cihan'ın tac cizgisine yakın bölgede rakibine yaptığı kamikaze dalışının cezasız kalması neler olup biteceğinin işaretçisi gibidir. Oynanan gs maçında mazlumlar 2 faulu peşpeşe yaptıktan sonra golünü atıyor ve aynı maçta FENERBAHÇE'nin bir penaltısı verilmiyor. Maçı gs 1-0 kazanıyor. FENERBAHÇEliler itiraz dahi etmiyor bu posizyonlara.
Ancak Türkiye yaygaraya alışkın olduğu için son 2 sezondur koruduğumuz bu tavrımız yine anlaşılamıyor. Yine şampiyonlukta yarıştığımız trabzon ile deplasmanda oynadığımız maçta gole giden Nobre kırmızı kartlık bir hareket ile düşürülüyor ve inanılmaz bir şekilde kendisi kırmızı kart görerek oyun dışı kalıyor. Bunun
gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.Yukarıdakiler Fenerasyon (!) başkanı Levent Bıçakçı dönemine ait.
galatasaraylıların efsane başkanı Haluk Ulusoy'un 7,5 senelik icraat dönemini anlatmayı midem kaldırmıyor. 98. dakikada atılan golleri, inanılmayacak şekilde çalınan penaltıları , gs maçını oynayacak
her takımın futbolcularının itina ile kart cezalısı durumuna
düşürüldüğü günleri , Ali Sami Yen'de loca sahibi olan bu
federasyon başkanının muhteşem icraatları olarak unutmamız mümkün değil. FENERBAHÇE'nin UEFA kupasına bile katılamaması için ligin son 7 maçında verilmeyen 8 penaltısını unutmadığımız gibi.
Futbolda son 10 yıla bakıldığı vakit hakem hatalarından en çok canı yanan takım tartışmasız bir şekilde FENERBAHÇE'dir ve aksini savunanlarda akıl aramak aptallık olur.
LOBİ FAALİYETLERİ
İşte değerli mazlumumuzun kat'i surette lider olduğu konu.
Gerçekten bu mazlumların bu konuda eline su dökecek bir kurum ,kuruluş ya da spor kulübü dünya üzerinde mevcut değildir. Bu işi o denli başarılı , o denli örgütlü
yapmaktadırlar ki profesyonelliklerine ancak ve ancak şapka çıkartılır. Tüm ağlamaları ile federasyonları suçlar, haklarının yendiğini iddia ederler. Oysa ki türk futbolunun ve dahi türk sporunun son dönemlerindeki neredeyse tüm federasyon başkanları ve hatta bunların alt kurullarının başkanları galatasaraylıdır. Öyle bir noktaya getirirler ki insanı , siz iki gsli aday arasından 'kötünün iyisi' kabilinden bir seçim yapmak zorunda kalırsınız.
İşte giden federasyon başkanı , gs kongre üyesi Levent Bıçakçı ,işte onun MHK başkanı Ufuk Özerten, işte o tahkimin başkanı işte hepsi gslidir.Bir önceki federasyon başkanı , şimdi gene federasyon başkanı , onun
tahkim kurulu başkanı , işte basketbol federasyonu başkanı , işte voleybol federasyonu başkanı..hepsi
ama hepsi gsli.şaka gibi değil mi ? Şimdi işi daha da sıkı tutan lobi uzamanı mazlumumuzun başkanı ,
kulübü yönetmekteki tüm beceriksizliğine karşın Kulüpler Birliği başkanı olmayı başarmıştır, çünkü lobi faaliyetlerindeki başarı bir galatasaraylının genlerinde olmazsa olmaz unsurdur.
O lobi faaliyetlerindeki başarı Milli Takım üzerinde birkaç ay önce test edilmişti zaten. Sırf FENERBAHÇE sempatizanı olduğu için , sırf 'aman milli takımda başarılı olur da Fener'in başına geçerse yanarız alimallah' düşüncesi yüzünden Ersun Yanal garibinin başı yanmıştır. Adam Hakan Şükür'ü oynatmadı diye yerden yere vurulmuş , lobicilerin ve Fenerli medya(!) baronlarının sürekli ve hakaretamiz saldırıları ile yıpratılmış ve en sonunda kovdurulmuştur. Şimdilerde kendi takımında bile yedek kalan Hakan Şükür için Gerets'e kimseciklerin laf söylememesi de şifrenin kırıldığı noktalardan biridir. Hoş zaten görenler , farkında olanlar , hafızası sağlam kişiler Hakan'ı 'oynattığı için' Şenol Güneş'in nasıl eleştirildiğini de unutmadılar.
İşte bu lobi uzmanları kaynağın başına yine kendi adamlarını geçirmek konusunda başarılı olmuşlar ve imperatore beyi gene musluğun başına
oturtmuşlardır. Hem de Milli Takımlar sorumlusu
olarak. Yani Ümit , genç vs tüm milli takımların sorumlusu.
Böylece daha önce yapıldığı gibi tüm Türk genç yetenekleri tıpış tıpış gsnin yolunu tutabilecekler. Efsanevi kadro tekrar biraraya getirilmeye başlanmıştır. Haluk Ulusoy başkanlığa geri gelmiş , Fatih Terim Milli Takımın hocası..Geriye Mehmet Ağar'a ilk genel seçimlerde barajı geçirmek bir de Mesut Yılmaz'ı tekrar diriltmek
gerekiyor. Mustafa Sarıgül şimdilik yerinde kalsın çünkü o
mazlumlara Seyrantepe işini ayarlamakla mükellef.
Yazı biraz uzun gibi gözükse de kısaca, gerçekten kısaca değindik bazı konulara. Ancak arkasına inanılmaz bir medya desteğini alan, lobi faaliyetlerindeki yetkinliği ile inanılmaz bir yalan dünyasını futbolumuza sokan galatasaray ve onun mazlumluğu konusunda daha azını yazarak derdimizi anlatmak mümkün değildi.
Bu ülkeye Dopingi (bkz Derwall ve aslanları )
Şikeyi (bkz. 0-8 Ankaragücü ,4-0 Trabzonspor)
Teşvik primini (bkz. Ergun Gürsoy ve 16 adet Doğan otomobil) ,
Derin devlet ilişkilerini (bkz. Mehmet Ağar - Mesut Yılmaz –
Haluk Ulusoy) en çiğ haliye yaşatan galatasaray ,mazlum olabilecek , mazlumu oynayabilecek en son kulüptür.
Kendi halkıyla , kendi taraftarıyla kolkola , omuz omuza
yürüyerek büyüyen FENERBAHÇE'yi durdurmaya sahte mazlumların gücü yetmez.
Son günlerin favori deyişiyle ,
İyiler daima kazanır.
Atatürk Ve Fenerbahçe....

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de Fenerbahçeli’ydi. Atatürk, 10 Ağustos 1928 günü, 3-3 berabere biten Gazi Kupası maçından sonra üçü Galatasaraylı ve ikisi Fenerbahçeli olan beş kişinin önünde aynen şunları söyledi: "Burada üçe üçüz... Çünkü ben de Fenerbahçeliyim!"
5 Haziran 1932’de Kulübümüzün Kuşdili’ndeki binası yanınca, ilk bağış yine Büyük Önderimiz’den geldi.
Mustafa Kemal Atatürk’ün kulübümüzü ziyareti sırasında, hatıra defterimize yazdığı satırlar şöyledir;

"Fenerbahçe Kulübü’nün her tarafa mazhar-i takdir olmuş bulunan asari mesaisini işitmis ve bu kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifası ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."
3.5.1918 - Ordu Kumandanı - Mustafa Kemal
-----------------------------------------------------------------------------------------------------
Son dönemlerde yine spor çevrelerinde Atatürk’ün tuttuğu takımlar gündemde dolaşmaya başladı. Sanki dünyamızdan gidenlerden yeni haberler alınırmışcasına Türklerin Atasının zaman zaman taraf değiştirdiği izlenimleri bir çoğumuzu sadece güldürüyor.
Bazı basın yayın organlarında, örneğin değerli spor yazarı fanatik Beşiktaşlı Kazım Kanat’ın açıklamalarıyla büyük kurtarıcı Beşiktaşlı’ymış gibi gösteriliyor. Atamızın ölümünden 66 yıl sonra hangi takımı tuttuğu konusunda makaleler, hatta kitaplar yazılıyor. Adeta gaipten sesler geliyor. Ahiretin Sesi muhabirlerinin bildirdiği haberlere göre Büyük Atamız şimdi de BJK taraftarı. Jimnastik kulübümüzün bu konudaki son yoğun çalışması ise Vala Somalı tarafından Atatürk’ün mutlak Beşiktaşlı ilan edilmesi. Kesin bir gerçek ortada dururken Atatürk’ün hangi takıma sempati duyduğu, hangisine gönül verdiği konusu bilinçli olarak açılıyor, kafalar karıştırılmaya çalışılıyor. Bu kişiler ya da çevreler güneşi balçıkla sıvamaya kalkıyorlar. Bu tip insanlara "kafa karıştırmaloji uzmanları" demek yerinde olacak. Çünkü onların işi ortalığı bulandırmak. Gerçekten de ortaya attıkları iddiaların kafaları karıştırmaktan öte hiçbir değeri yok.
Galatasaraylı’lara gelince onların yakın zamana dek, bu konuda pek sesleri çıkmıyordu. Sadece geçmiş yıllarda birkaç yerde Atatürk’ü şu kulübün bu kulübün taraftarı değil kulüpler üstü saymak gerek gibi bir görüş ileri sürdükleri görülmüştü. Son zamanlarda Fenerbahçeliliği tartışılmayan Atatürk Beşiktaşlılarca Beşiktaşlı ilan edilince, o denli uzun boylu değil demek istercesine, onlarda bu konuya daha sık girer oldular. Örneğin Galatasaray Kulübü’nün aylık resmi dergisinde birkaç kez Atatürk’ü konu eden, onu kulüpler üstü gösterme çabalarında olan makaleler yayınlayarak "Tarihi Bir Mektubu Gün Işığına Çıkarıyoruz" dediler...
"ATATÜRK’ÜN FUTBOL MERAKI" adı altında Galatasaray Müzesi Müdür Yardımcısı ve Araştırmacı Adnan Işık yine bu konuyu işliyor. "Türk basınında zaman zaman Atatürk’ün hangi takımı tuttuğu tartışmaları yapılır. Herkes onu kendi tarafına çektiği için de bir sonuca varılmaz. Bu yazıda bizim gayemiz, konuya tarafsız bir gözle ve belgelerin ışığında yaklaşmaktır."
Bunları yazdıktan sonra, Ali Sami Yen’in 1914 yılında binbaşı rütbesinde ki Mustafa Kemal’i Galatasaray’ın Rumenlerle yapacağı bir maça davet ettiğini bu davetin Atatürk’e geç ulaştığını ama yine de Mustafa Kemal’in kulüp müzesinde hala saklanan davete teşekkür niteliğindeki cevabı mektubunu da yayınlıyor. O mektupta Atatürk, "Davet mektubunuzu ancak dün sabah aldım. Fakat ben o gün doğrudan gidip maçı izledim." demektedir.

Galatasaray’a mektup yazdığı için "Atatürk Galatasaraylı" mı diyelim? Fenerbahçe, Karşıyaka ve Altay kulüplerini ziyaret ettiği hatıra defterlerine izlenimlerini yazıp imzaladığı için onu Fenerbahçeli, Karşıyakalı ya da Altaylı mı sayalım? Yahut Güneş Kulübü’nü iki kez ziyaret ettiği için Güneşli ya da mütarekede annesi Akaretler’de oturduğu için onu ziyaret ettiği günlerde pencereden Beşiktaşlı jimnastikçileri seyredip Beşiktaşlı mı olmuştur diyelim? Bize sorarsanız bu savların hiçbiri doğru değildir. Onun hangi kulübü tuttuğuna en güzel cevap soyadındadır. O nasıl Türklerin Atası ise, böyle bir soruya da cevabı kesin olarak şu olacaktır : "Ben sporcunun zeki, çevik ve aynı zamanda ahlaklısını severim."
Sözün özü: İşte bu nitelikler hangi spor kulübünde, hangi takımda hangi sporcu da ise, Atatürk o kulübün, o takımın, o sporcunun taraftarıdır. Buraya dek Galatasaraylı’ların Atatürk konusunda ki görüşlerini özetledik. Sayın Adnan Işık yıllardır Galatasaray müzesinde görev yapıyor. Yüzlerce belge, bilgi her an elinin altında. Biz yine de 1914 yılında, Atatürk henüz Çanakkale müdafii (savunucusu) olarak bile ün kazanmamış bir subay iken, Ali Sami Yen’in daha yüksek rütbeli Osmanlı subayları dururken sadece binbaşı rütbesinde ki onu neden maça davet ettiğini anlayabilmiş değiliz.
Özetle Adnan Işık, "Atatürk sadece Fenerbahçe kulübünün hatıra defterine izlenimlerini duygularını yazmamıştır. Galatasaray’a da maç davetinden ötürü teşekkür mektubu yazmıştır. Karşıyaka ve Altay Kulüpleri’nin hatıra defterlerine de duygularını yazmıştır. Güneş Kulübü’nün Taksim Sıraselviler’de ki lokalinde iki kez kulübün çay davetine katılmıştır. Annesini ziyarete gittiğinde Beşiktaşlı jimnastikçileri camdan izleyip ilgi göstermiştir gibi örnekler verdikten sonra, soyadından da belli o Türklerin Atasıdır. Ayrımcılık yapacak bir konumda ve karakter yapısında değildi. O nedenle tüm kulüplere aynı mesafede yaklaşmıştır." demeye getiriyor. Bundan öte Sayın Adnan Işık’ın yazısını bağlaması da ilginç. Atatürk her şeye karşın illa bir takıma sempati duydu ise, "Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim." dediğine göre bu nitelikler hangi kulüpte varsa Atatürk o takımın taraftarıdır demeye getirmiştir. "
Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü’nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata’nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı!" Bu son cümleleri ile aslında bir bakıma sanki Atatürk’ün Fenerbahçeli olduğunu da saklamadan söylemiş oluyor ya neyse..! Atatürk, Galatasaray Spor Kulübü’nü kaza ile ziyaret etmiş, kulübün hatıra defterine duygularını yazmış olsa, Galatasaraylılar, Ata’nın kulüpler üstü tutulması gerektiğini, bu denli hararetle savunacaklar mıydı! Yoksa onun Galatasaraylı olduğunu Beşiktaşlılara taş çıkartacak çeşitli sav ve teorilerle kanıtlamaya çalışıp, savunmayacaklar mıydı..! Şimdi artık son noktayı koyma adına bu konuyu bir kez daha tüm tarihi gerçekleri ve kanıtlarıyla inceleyip, irdeleyeceğiz.
Biz Fenerbahçeli’lerin büyük gurur duyacağı bir ayrıcalık var. Fenerbahçe’mizi Atatürk de severdi ve her zaman büyük ilgi gösterirdi. İşte sizlere Atamız’ın Fenerbahçeli’liğini, onun camiamıza olan ilgisini gösteren, tartışmasız kanıtlayan tarihsel olayları, verileri zaman sırasıyla sunuyoruz.
1- ATATÜRK’ÜN FENERBAHÇE KULÜBÜNÜ ZİYARETİ
Yıl 1918, Birinci Dünya Savaşı bütün hızıyla sürüyor. Düşman donanması, Mustafa Kemal’in başında olduğu, savunduğu Çanakkale Boğazı’nı geçememiş ve tam bir yenilgiye uğramıştı. Artık Mustafa Kemal’i başka cephelerde başka savaşlar beklemektedir. Bu arada cepheden İstanbul’a kısa bir tatile gelmiştir. Bu eşsiz kahramanın İstanbul’da yapacağı bir sürü işi, bir sürü teması olacağını tahmin etmek her halde güç olmasa gerek. Buna karşın o denli işinin arasında Fenerbahçe Kulübü’nü ziyaret etmek istemiştir. Bu istek bizzat o yıllarda Anafartalar Kahramanı olarak anılan Mustafa Kemal’den mi gelmiştir, yoksa yakın arkadaşı Fenerbahçe Kulübü Başkanı Sabri Toprak mı onu yönlendirmiştir orası bilinmiyor. Ancak Sabri Bey’in onu yönlendirmiş olabileceği akla ve mantığa daha yakın..
Tarih 3 Mayıs 1918, İstanbul’da parlak bir ilkbahar güneşi olduğunu biliyoruz. Bu o gün kulüpte olanlardan öğrenilmiştir. Ayrıca yıllarca kulübümüzün en yaşlı üyelerinden olan 1907 doğumlu Kamil Dinçay ağabeyin kulübe çok yakın oturduğundan dolayı o günkü ziyareti 11 yaşındaki bir çocuk olarak baştan sona izlediğini bir çok yerde anlattığını biliyorum. Savaş, Osmanlı Devleti’nin başkentinde direkt olarak hissedilmese de sokaklarda gezen üniformalıların çokluğu bunu anımsatıyordu. Öğleden sonra Moda’dan Kuşdili’ne giden yolda iki kişi yürümekteydi. Bunlardan biri sivil kıyafetli sarı saçlı mavi gözlüydü. Bu, Anafartalar Kahramanı Mirliva (Tuğgeneral) Mustafa Kemal Paşa’dan başkası değildi. Yanında İttihat ve Terakki Partisi Genel Sekreteri ve Büyük Atamız’ın en sevdiği arkadaşlarından biri hatta belki de birincisi Sabri Toprak vardı.
Zaten Birinci Dünya Savaşı sıralarında her İstanbul’a gelişinde Sabri Bey’in Moda’daki evinde kalırdı. Sabri Bey o sıralar kulübün o zamanki tanımıyla umumi reisi (genel başkanı) idi. Atatürk bu kez de Yıldırım Orduları Grubu Komutanı olarak Filistin Cephesi’ne giderken birkaç günlüğüne İstanbul’a uğramıştı. Vakit öğleden sonra idi. Kuşdili Çayırı’nın yanında ki kulübümüzün Kuşdili Lokali’ne geldiler. Çanakkale’de düşmana geçit vermeyerek ünlenmiş artık herkes tarafından tanınan Yıldırım Orduları Komutanı Mustafa Kemal ile Kulübü ziyarete geleceklerini Sabri Bey önceden bildirdiği için Fenerbahçeliler onu bekliyorlardı. Önce yorgunluk kahvesi içildi. Ardından da Dr. Hamit Hüsnü ve Elkatipzade Mustafa Beyler ile birlikte lokalin ikinci katında kupaların olduğu bölüm gezildi. Daha sonra Elkatipzade Mustafa Bey kendisine kulüp hatıra defterini uzattı. Fenerbahçeli’lerin bu aziz konuğu Fenerbahçe hatıra defterine hepinizin bildiği o ünlü sevgi ve takdir duygularını yazmıştır.
Genç kuşaklarında daha iyi anlayabilmeleri için tarafımızdan biraz sadeleştirip, günümüzün Türkçe’sine çevrilmiştir.
"Fenerbahçe Kulübünün her tarafta beğenilip değer verilen, ortaya çıkmış eser ve çalışmalarını duymuş ve bu kulübü ziyaret edip bu işte emeği, yardımı olanları tebrik etmeği görev edinmiştim. Bu görev ancak bugün yerine getirilebilmiştir. Takdir ettiğimi ve kutladığımı buraya kaydetmekle övünüyorum. 3.5.1918 / Ordu Komutanı Mustafa Kemal "
Son olarak kulüpten ayrılmadan önce limonata içen Ulu Önder Atamız kulübümüzde aşağı yukarı iki saat kadar kalmıştır. Dönüş zamanı geldiğinde bu kez Fenerbahçe Kürek Şubesi’nin beyaz renkli iki çifte yarış teknesine (fıta) Kurbağalıdere kenarındaki kulübün iskelesinden binildi. Kürekte Elkatipzade Mustafa Bey vardı. Mustafa Kemal Paşa Fenerbahçeli’lere son söz olarak: "Fenerbahçe’ye sonsuz muvaffakiyetler (başarılar) dilerim, Allahaısmarladık" demişti..
6- ATATÜRK KULÜBÜNE YARDIM EDİYOR
5 Haziran’ı 6 Haziran 1932’ye bağlayan gece Fenerbahçe’mizin Kuşdili’nde ki ahşap lokalinde yangın çıkmıştı. Kulüp binamız içindeki, tarihsel fotoğraflar, tüm branşlara ait malzemeler, kulübün tüm evrakları, kütüphane ve mobilyalar bina ile birlikte tamamen yandılar. Kısaca çok az eşya kurtarılabilmişti. Kulübümüz yuvasız kalmıştı. Gazeteler yardım kampanyaları açtılar. Örneğin Cumhuriyet Gazetesi her gün bağış yapanları adları ile yayınlıyordu. 20 Haziran 1932 pazartesi günü yapılan bağışlarla o güne kadarki bağış toplamının 791 Lira’yı bulduğunu Cumhuriyet Gazetesi’nden öğreniyoruz 21 Haziran 1932 Salı gününe ait 2917 no’lu Cumhuriyet Gazetesi’ni elinize aldığınızda ise 1. sayfanın sağ üst köşesinde bir haber dikkati çekiyordu. "Gazi Hazretleri Fenerbahçe’ye 500 Lira teberru ettiler." Atamızın gönderdiği bu 500 liralık bağış miktarını lütfen küçümsemeyin ve şunu da göz önüne alın. Atatürk bu tür harcamalarını kesinlikle hep kendi maaşından, cebinden yapardı. Yani bu bir tür devlet kesesinden hovardalık değildi. Gazeteyi incelediğimizde 10-12 günde yapılan toplam bağış miktarının 791 Lira olduğu görülüyor. Atamız tek başına 500 Lira göndermiş ve miktar bir anda 1300 Lira’ya fırlamıştır. Acaba Atatürk kendini neden bağış yapma zorunluluğunda hissetti. Bu bağış Atatürk’ün Fenerbahçe Kulübü ile bir gönül bağı, bir gönül ilişkisi olduğunun en somut bir kanıtı bence... Yukarıda sizlere Atamızın gönül verdiği kulübüne yaptığı maddi yardımın miktarını açıkladık. Bu yardımın manevi değerinin hesaplanamaz ölçüde olduğunu söylememize gerek yok herhalde!..
7- "FENERBAHÇE SU TOPU TAKIMI GELSİN."
Atatürk’ün Fenerbahçeli oluşunun bir başka kanıtı da ilginçtir. 1987’de bir ziyaretimde rahmetli Rüştü Dağlaroğlu anlatmıştı. Onun ağzından sıcağı sıcağına tuttuğum notları biraz kısaltarak aktarıyorum. "Şahsi gayretlerimle Fenerbahçe su topu takımını kurdum. O zaman babam bana 5 lira haftalık veriyordu ki bu çok büyük bir meblağ sayılırdı. Ben kurduğum takım kulüpte üvey evlat muamelesi gördüğü için istisnasız bu paranın hepsini takıma harcıyordum. Zaten o zaman da kulübün gideri gelirinden fazla idi. Kulüpten bir lira yardım almadığım gibi örneğin Mahmutpaşa’dan aldığım bornozlar ve başlıklar ya çalınıyor ya kayboluyordu. İki hafta sonra yenisini almaya gittiğimde ise aynı renktekini bulamıyordum. Bu sıralarda Atatürk dinlenmek üzere Yalova’ya gelmişti. Onun onuruna Yalova’da çeşitli spor gösterileri düzenlemişler. Bir de Yalovalı gençler ile su topu karşılaşması öngörülmüştü, benim başlangıçta hiçbir şeyden haberim yoktu. Bir gün telefonum çaldı. Arayan Su Sporları Federasyonundan Rıza Sueri Bey’di. (O dönemlerde yüzme, sutopu, yelken sporları tek çatı altında örgütlenmişti.) Rıza Sueri bana pazar günü Termal Havuzunda Atanın huzurunda müsabaka yapmaya Fenerbahçe su topu takımının gideceğini ve hazırlanmamızı söyledi. Ben şaşırmıştım. Ancak o an bir şey soramadım. İki üç gün sonra Federasyona gittim, bütün isteğim takımı Yalova’ya götürmemekti. Çünkü o dönemdeki diğer su topu takımlarının hemen tümünün kıyafetleri bizden çok daha derli topluydu. Sueri’ye ısrarla Ata’nın huzuruna böyle çıkmanın saygısızlık olacağını ve başka bir takımı Yalova’ya göndermelerini söylediğimde; "Bu imkansız, gitmek zorundasınız" diyerek bana şiddetle karşı çıktı. Nedenini sorduğumda ise cevabı çok kısa oldu. "Elimizde değil, Gazi Paşa hazretleri öyle arzu ettiler".
8- "BÜSTÜMÜ KOYABİLİRSİNİZ."
Atatürk büstlerinin her tarafa konulması ve heykelerinin dikilmesi konusunda hassastı. Gösterişli törenlerle yurdun dört bir yanını büstler heykellerle donatmak belli ki o eşsiz kahramana ters geliyordu. Yaşamı boyunca bu tip davranışları özendirmemiş uygun bulmamıştı. İnsanlar onun fikirlerini özümsemeli devrimlerinin bekçisi olmalıydı. Ancak bu konuda istisnalardan bir tanesini Fenerbahçeliler yaşadı. Fenerbahçe Kulübü’nün 1 Haziran 1934 yıldönümü bayramında stadına ant içerek bir Atatürk büstü koymak için istediği izini bizzat yine Atatürk kabul etmiş ve olur vermişti. Böylelikle Fenerbahçe Stadı Türkiye’de Atatürk’ün büstünün konmasına izin verdiği tek stat olma özelliği ve onurunu hala taşımaktadır.
9- "FENERBAHÇE KULÜBÜ VE GENÇLİK BURADA DENİZ SPORLARI İLE UĞRAŞSIN"
Galatasaraylı Spor Tarihçisi Haluk San 1981 yılında kaleme aldığı "Belgeleri ile Türk spor tarihinde Atatürk" adlı çalışmasının 129. sayfasında şöyle yazar: "ATATÜRK 1937’DE FENERBAHÇE KOYUNDA " Yıl 1937 - Atatürk bir yıl önce üç kez gittiği Moda koyunun Fenerbahçe yönündeki durumunu yerinde incelemeyi uygun buluyor ve 1937 yılı yaz aylarında yanındakilerle birlikte Kalamış ve Fenerbahçe’yi gezerek, ilgililere önemli direktifler veriyordu. Bu konu, "Türk amatör sporunun hizmetinde 20 yıl İstanbul - İstanbul Yelken Kulübü 1952 - 72 adlı broşürün ilk sayfalarında şöyle bildirilmektedir: "Büyük kurtarıcımız ATATÜRK 1937 yılı yazında Fenerbahçe’yi gezerek, yanında bulunan devlet adamlarına ve diğer ilgililere mendireğin ve diğer yarımadanın büyük bir ihmal içindeki durumunu göstererek: Mendireğin onarılmasını ve Fenerbahçe’nin, gençliğin deniz sporları ile uğraşabilmesi için merkez yapılmasını arzu ettiğini söylemişlerdir. İşte K. ATATÜRK’ün bu emirlerini gerçekleştiren kuruluş olarak haklı ve sonsuz bir övünç duymaktayız."
Atamız burada dikkat ederseniz Türk gençlerinin ya da Fenerbahçeli gençlerin demiyor. (yani burada Fenerbahçe semtinde oturan gençler kastedilmiyor. O yıllarda Fenerbahçe burnunda ya da bugünkü Fenerbahçe semtinde zaten fazla oturan yoktu. Adres net ve açıktır, "Fenerbahçe’nin, gençliğin deniz sporları ile uğraşması" ya da bunu şöyle de tanımlayabiliriz: Gençlik Fenerbahçe Kulübü’nde deniz sporları ile uğraşsın. Burada Fenerbahçeli gençler deniz sporları yapsın..! Bu söylemde doğrudan Fenerbahçe Kulübü’nün ve onun gençlerinin amaçlandığı çok açık bir şekilde görülüyor. Atamızın 1937 yılında ki "Fenerbahçe Kulübü burada (Fenerbahçe burnunda) gençliğin deniz sporları ile uğraşmasını sağlasın." direktifi onun ölümünden yıllar sonra gerçekleşti. Cem Atabeyoğlu’nun Hisarbank Kültür Yayınları’ndan çıkan "Atatürk ve Spor " 1981 adlı yapıtında da aynı konu işlenmektedir.
SONUÇ:

Cumhuriyetimizin kurucusu, Büyük Kurtarıcı ve Devrimci’nin Fenerbahçe Kulübü’ne gösterdiği bu özel ilgi ve sevgiyi kanıtlamak için dokuz ayrı konuda dokuz ayrı olayı, anekdotu naklettik. Bu anlatılanlar, yazılanlar ayrı zaman ve mekanlarda geçmelerine karşın odak noktaları - ana fikir - tektir. " FENERBAHÇE SEVGİSİ"
Bu yazdıklarımızın hepsi tanıklarıyla ya da belgeleriyle kanıtlanmış gerçeklerdir. Bir kısmı zamanının gazete, dergi v.b. arşivleri tarandığında görülecektir. Bir kısmı da, o olayı bizzat yaşamış olanların daha sonra olayı üçüncü şahıslara nakletmeleri sonucu öğrenilmiştir. Fenerbahçeli olmayanlara sesleniyorum. Yokluktan yepyeni çağdaş bir ülke yaratan Atatürk hepimizindir. O eşsiz insanın Fenerbahçe’ye gösterdiği özel ilgi ve sevgiyi yani kulübümüzün taraftarı olmasını yadırgamayın, kıskanmayın. Sonuçta onunda herkes gibi duyguları, tutkuları, sevgileri olmasından doğal ne olabilir. O büyük insan kendini halkından soyutlamamış ve dört duvar arasına hapsetmemiş, hayatı boyunca halktan biri gibi davranmış ve yaşamış bir önderdi. O eşsiz insanla ilgili bir anekdotu bu konuyla doğrudan ilgili olduğu - örtüştüğü - için yazıyorum. Cumhuriyetin 12. yıldönümü ile ilgili törenler, düzenlemeler nedeniyle hazırlanan ve Ankara’nın çeşitli yerlerine asılacak dövizlerin listesi Atatürk’e gösterilmiş. Bunlar arasında "Atatürk en büyük Türk’tür." "Asırlar boyunca gelen en büyük Türk" ve bunlara benzer dövizler, afişler v.b. vardır. Atatürk listedeki bu tür ibarelerin bunlara gerek yok dercesine elindeki kalemle üstünü çizer (iptal eder) ve sadece şunu yazar: "ATATÜRK BİZDEN BİRİDİR."
20. yüzyılın eşsiz ve en büyük insanı ATATÜRK yaşamı boyunca bütün tercihlerini, doğru bildiklerini, inandığı gerçekleri, tutkularını, kamufle etmeden doğrudan halkıyla paylaşmıştır. Soruyorum : Kendi anlatımı ile bizden biri olan böyle bir insanın bir spor kulübünün taraftarı olmasında ne gibi bir olağanüstülük ya da tuhaflık olabilir. Yüce Atatürk’ün gönül verdiği, taraftarı olduğu kulübü deklare etmemesi, belli etmemesi düşünülebilir mi? Bu konuya nokta koyarken Büyük Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu’nun "Fenerbahçe Tarihi" adlı büyük eserinde yaptığı şu değerlendirmeye tamamen katıldığımızı da ifade ederek buraya aynen alıyoruz.
"Büyük Kurtarıcının Fenerbahçe Kulübü’ne gösterdiği bu özel ilgi, sevgi ve muhabbeti kesinlikle yadırgamamak ve çok da görmemek gerekir. Fenerbahçe gibi Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasına her aşama ve sahada hizmet veren, her türlü tehlikeyi göze alıp silah ve adam kaçıran, futbol takımından hepsi subay beş elemanını SAKARYA savaşlarına gönderen, o karanlık yıllarda en güçlü düşman takımlarını ard arda yenerek, ulusuna ümit ve iman aşılayan ve böylece genç cumhuriyetin temel mayasında PAY SAHİBİ olan bir kulübü Ulu Önder elbette ki özel bir sevgi ile sevecek ve hatta 10 Ağustos 1928 akşamı yaptığı gibi. "BEN DE FENERBAHÇELİYİM.." derken bunu övünerek söyleyecekti."
Atatürk tüm kulüplere aynı davranmıştı ya da Beşiktaşlı idi savını ortaya atanlara son olarak şunu yazmama izin veriniz: O Karşıyaka kulubünün defterine duygularını yazmıştı, Altay kulübünde de aynı şeyi yapmış, bir de maçını izlemiştir. Beşiktaşlı’ları evinin camından seyretmiş, onlarla bir kez konuşmuş, Galatasaray’ın maç davetine teşekkür mektubu yazmış, bir kez maçını izlemiş Güneş Kulübünün iki kez çayına gitmiştir. Tüm bunlar onun Türk gençliğini Türk sporcularını ve spor kulüplerimizi ayrı ayrı çok sevdiğini gösteriyor. Zaten Türkiye Cumhuriyetini gençlere emanet edişinden de bu özel sevgi ve güven anlaşılabilir. Ancak aynı Atatürk’ün Fenerbahçe’ye olan sevgi ve muhabbeti bir üstünlük apayrı bir özellik taşımıştır. Çünkü Fenerbahçe Kulübü’nü ziyaret etmiş, hatıra defterine duygularını yazmış, maçına gitmiş yaz balosuna katılmış, yangından sonra kulübüne maddi yardımda bulunmuş, Yalova Termal’deki gösteri maçına Fenerbahçe su topu takımını davet ettirmiş, stadına büstünün konmasına izin vermiş, Fenerbahçe kulübü mensuplarının deniz sporları ile iglilenmesi isteğini dile getirmiş bu konuda direktif vermiştir. Herşeyden önemlisi tüm bunları hiç hesaba katmamıza gerek bırakmayacak şekilde iki kez Fenerbahçeli’liğini deklare etmiştir. Atatürk’ün hala Beşiktaşlı olduğunu savlayanlara ya da onun kulüpler üstü sayılması gerektiğini yazıp çizenlere bugün ne dememiz gerektiğini siz değerli okuyuculara bırakıyorum. Eskiden bu kişilere Kulüpçü denirdi. Bunların yaptıkları gerçekten de tam bir kulüpçülük...
Galatasaraylı Haluk San ile Fenerbahçeli Rüştü Dağlaroğlu spor tarihçileri olarak " Türk Futbol Tarihi" adlı kitabın hazırlanması sırasında Dağlaroğlu’nun Taksim’deki evinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışmalardan birinde Haluk San, Dağlaroğlu’na , " Atatürk’ün Fenerbahçeli olduğunu biliyor muydun? " diye sorduktan sonra Ruşen Eşref Ünaydın’dan duyduğu Atatürk’ün Ben de Fenerbahçeliyim dediği anektodu anlatmaya kalkınca, Dağlaroğlu "Bunu bize 1951’da Atina’da kendisi anlatmıştı. Benden başka salonda diğer atletler de vardı" demiştir. Bu olayı Rahmetli Rüştü Dağlaroğlu’nun oğlu Müjdat anlattı. Kendisine bu yazıda verdiği bilgiler için şükranlarımızy sunarız.
"FENERBAHÇE" DERGİSİ MART 2003 SAYISINDAN
Copyright © 1907-2003 Fenerbahçe Spor Kulübü
Kulüp Ve Dernek Telefonları!!!
Yönetim Binası Tel 0216 414 6464
Fax 0216 348 3060
Sosyal Tesisler Tel 0216 337 7515
Samandıra Tel 0216 311 6225
Futbol AltyapıTel 0216 418 3307
Basketbol ŞbTel 0216 347 6597
Voleybol Şb Tel 0216 418 1828
Masa Tenisi Şb Tel 0216 336 3609
Boks ŞbTel 0216 345 3290
Yelken ŞbTel 0216 330 1451
Kürek ŞbTel 0216 414 4146
Yüzme şbTel 0216 345 0535
Şürkü Saraçoğlu Std.Tel 0216 330 8997
Fenerbahçe AŞTel 0216 330 8090
Fenerbahçe Market Tel 0216 418 0635
Divan Kurulu Tel 0216 418 0636
Dernekler Eski Futbolcular Vakfı Tel 0216 418 8797
Sarı Lacivert DerneğiTel 0216 369 0784 1907
DerneğiTel 0212 281 1907
Birleşik Grup Tel 0216 411 8990
FB Grubu Tel 0216 449 1250
Birleşik Vakıf Tel 0216 330 1900
Kadıköy GrubuTel 0216 349 4961
Altyapı Derneği Tel 0216 418 2318
FB Derneği Tel 0216 338 1083
Fenerbahçe Yönetim Kadrosu!!
AZİZ YILDIRIM: Başkan
1952 Diyarbakır doğumlu. Evli, 2 çocuk babası. Müteahhit. İngilizce biliyor.
ALİ KOÇ: Asbaşkan
1967 İstanbul doğumlu. Evli, 1 çocuk babası. İşletmeci - Firma sahibi. İngilizce biliyor.
NİHAT ÖZDEMİR: 2. Başkan ve Basın Sözcüsü
1950 Diyarbakır doğumlu. Evli, 2 çocuk babası. Makina yüksek mühendisi. İngilizce biliyor. Sanayici, müteahhit, turizmci.
VEDAT OLCAY: Genel Sekreter
1940 Nusaybin doğumlu. İİTA, İşletme mezunu. Evli, 1 çocuk babası. İngilizce biliyor.
NİHAT ÖZBAĞI: Asbaşkan-Yatırım ve Projelerden Sorumlu
1950 Elazığ doğumlu. Evli, bir çocuk babası. Yüksek mimar, mühendis.
MURAT ÖZAYDINLI: Asbaşkan-Muhasip Üye
1954 İstanbul doğumlu. Evli, 2 çocuk babası. List Üniversitesi mezunu. İngilizce biliyor.
MAHMUT USLU: Asbaşkan-Amatör Şubeler Sorumlu
1948 Adana doğumlu. Evli, 2 çocuk babası. Ekonomist. İngilizce, Rusça biliyor.
FARUK NEŞET YALÇIN: Asbaşkan - Dış İlişkiler Sorumlusu
1972 İstanbul doğumlu. Evli 2 çocuk babası. İşletmeci. İngilizce biliyor
MİTHAT YENİGÜN: Asbaşkan-Dernekler Sorumlusu
1946 Midyat doğumlu. Evli, 3 çocuk babası. İnşaat yüksek mühendisi. İngilizce biliyor.
İLHAN EKŞİOĞLU: Asbaşkan ve Stat ve Tesisler Sorumlusu
1966 İstanbul doğumlu.Üniversite mezunu. Evli, 1 kız çocuğu babası. İşletme Fakültesi mezunu. Turizm ve tekstille uğraşıyor. Turizm ve tekstille uğraşıyor. Geçen dönem yedek üyeydi. İngilizce biliyor.
SERHAT ÇEÇEN: Asbaşkan ve Resmi Kurumlarla İlişkiler Sorumlusu
1975 Ankara doğumlu. Üniversite mezunu. Evli. İşletmeci.
TUNCAY UZUN: Asbaşkan ve Sportif A.Ş Sorumlusu
1967 Malatya doğumlu. Üniversite mezunu. Evli. İşadamı.
TAHİR PEREK: Asbaşkan ve Mali İşler Koordinasyon
1940 Niğde/Aksaray doğumlu, Ankara Siyasal Bilimler Fakültesi mezunu, yeminli mali müşavir ve eski eserler uzmanı, evli ve 2 çocuk sahibi, ingilizce biliyor.
ŞEKİP MOSTUROĞLU: Asbaşkan ve Hukuk İşleri ve Kurumsal İlişkiler Sorumlusu
1966 İstanbul doğumlu, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, avukat, evli ve 2 çocuk sahibi, ingilizce biliyor.
ALAEDDİN YILDIRIM: Üye
1962 Alanya doğumlu. Evli, 2 çocuk babası. Müteahhit. İngilizce biliyor. YEDEKLER:
Ömer Temelli, Ünal Uzun, Rahmi Eyüboğlu, Turan Şahin, Hakan Dinçay, Semih Özsoy, Ercan Karasu
Fenerbahçe Tarihi
|
FENERBAHÇE TARİHİ
Çünkü Padişah II. Abdülhamid'in amansız baskı rejimine göre değil onbir gencin, ikisinin bile bir araya gelmesi saltanat için son derece sakıncalıydı.
Ancak 1907 yılına gelindiğinde Türk gençlerinden Ziya (Songülen), Ayetullah ve Necip (Okaner) gizli de olsa bir futbol kulübü kurmaya karar verdiler. Semtlerinin adı olan Fenerbahçe'yi isim, Fenerbahçe Burnu'ndaki feneri de amblem olarak seçtiler. Kıskançlık ve asaletin timsali Sarı-Lacivert ise takımın renkleri olarak belirlendi.
1908 Meşrutiyeti'nin ilanına kadar çalışmalarını gizlice yürütmek zorunda kalan Fenerbahçe, bu tarihten sonra yürürlüğe giren Cemiyetler Kanunu'yla tescil edildi ve başarıdan başarıya koşacak olan bir büyük camia, Türk sporundaki seçkin yerini almış oldu.
1894 yılından itibaren, İzmir'den İstanbul'un Kadıköy yakasına yerleşen Lafontaine, Whittall gibi İngiliz ailelerinin fertleri arasında oynanmaya başlanan futbol, çevrenin Türk gençlerince büyük bir merak, heyecan ve gıpta ile seyrediliyordu. Ne var ki, onların böyle bir sporu yapmak şöyle dursun, adını dahi anmalarına olanak yoktu.
![]() Resimde:
Sarı gömleği ve Lacivert Ceketi ile
Mustafa Kemal Atatürk
![]()
"Fenerbahçe Kulübünün her tarafa mazhar-ı takdir olmus bulunan asari mesaisini işitmiş ve bu Kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifasi ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim."
3.5.1918 ..... ORDU KUMANDANIMustafa Kemal Atatürk
Atatürk ve Fenerbahçe
Büyük kurtarıcı 3 Mayıs 1918 günü Kulübümüzü ziyaret etti ve hatıra defterine Kulübü ve üyelerini öven satırlar yazdı.
Atatürk, 10 Ağustos 1928 günü, 3-3 berabere biten Gazi kupası maçından sonra üçü Galatasaraylı ve ikisi Fenerbahçeli olan beş kişinin önünde aynen şunları söyledi:
" - Burada üçe üçüz...Çünkü ben de Fenerbahçeliyim ! "Bu arada, 5 Haziran 1932'de Kulübümüzün Kuşdili'ndeki binasi yanınca, ilk bağış yine büyük kurtarıcımız Atatürk'ten geldi. Bu önemli olay, kulübümüzün tarihinde gerçekten apayrı bir yere sahiptir ve bizi sonsuza kadar mutlu kılacaktır.
![]()
Atatürkün imzaladığı hatıra defterimiz
Büyük olmak icin hiç kimseye iltifat etmeyeceksin;
hiç kimseyi aldatmayacaksın.
Ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek,
o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna karşı direneceksin. Önüne sonsuz engeller de yığacaklardır. Kendini büyük değil, küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın. Bundan sonra da sana büyük derlerse bunu söyleyenlere güleceksin.
Mustafa Kemal ATATURK
Fenerbahçe kulübünün rozeti 1910 yılında sol açık oynayan Topuz Hikmet tarafından çizildi ve
Tevfik Haccar ( Taşcı ) tarafından Londra'da yapıldı . Beş renkten oluşan rozette Fenerbahçe
Spor Kulübü 1907 yazısını taşıyan beyaz çerçeve temizlik ve açık yürekliliğin , kırmızı ton sevgi ve
bağlılığın ifadesi olup bayrağımızı sembolize etmektedir. Ortada bulunan kalp şeklindeki sarı ve lacivert renklerden oluşan birincisi gıpta ve kıskançlığı , ikincisi ise soyluluğu tasvir eder. Sarı - Lacivert renklerin arasından yükselen palamut dalı , Fenerbahçeliliğin kudret ve kuvvetinin ifadesidir. yeşil renk de yükselen bu kudret için başarının mukadder oluşunu gösterir. ![]() Fenerbahçe Tarihi
Fenerbahce Spor Klubu, 1907 yilinda Istanbul'un Kadikoy semtinde kuruldu. Ilk kuruculari, Nurizade Ziya Songulen(1886-1936), Sevkipasazade Ayetullah (1888-1918), Samipasazade Necip Okaner(1892-?) Beylerdir.Ziya Bey baskanliga, Ayetullah Bey genel sekreterlige, Necip Bey de kaptanliga getirildiler.Klube amblem olarak adini aldiklari Fenerbahce burnundaki fener, renk olarak da Fenerbahce yarimadasindaki papatyalarin sari-beyazi secildi.Asaf-Ziya, Hasan Sami-Ayetullah, Mazhar, Necip-Fethi, Galip, Huseyin, Hasan, Nevzat'tan kurulu ilk Fenerbahce futbol takimi 1909 yili sonbaharinda Istanbul ligine katildi.Bu arada klubun renkleri sari-laciverte cevrilmisti.
Liglerdeki ilk iki yilda Fenerbahce bir varlik gosteremedi, ucuncu yilda ilk buyuk basarisina ulasti.Ali Said-Galip, Arif-Izzi, Huseyin, Sabri-Hikmet,Said Hasan Kamil, Nuri, Mico'dan kurulu Fenerbahce takimi yaptigi 8 macin 5'ini kazandi;3'unde berabere kaldi; attigi 16 gole karsilik 5 gol yiyerek namaglup sampiyon oldu.Bunu, 1913-1914 lig sampiyonlugu takip etti.Bundan sonra faaliyetini futboldan baska cesitli spor dallarinda da yuruttu; adi Fenerbahce Spor Kulubu olarak degistirildi.Kulup 1914 yilinda Kusdili cayirinda, Kurbaglidere'nin hemen yanindaki binaya tasindi. Milli mucadele yillarinda Anadolu'ya silah kacirma faaliyetine de katilan kulup isgal kuvvetlerine baskina ugradi.Mutareke yillarinda Istanbul'daki isgal kuvvetleriyle yaptigi maclarda parlak galibiyetler aldi.
5-6 Haziran(1932) gecesi cikan bir yanginda kulubun binasi yandi; bir sure sonra da kulup bugunku Fenerbahce stadinin bulundugu yerdeki binaya ve stadyuma sahip oldu.Fenerbahce ozellikle futbolda buyuk bir basariya ulasti. Sari-lacivertli takim bugune kadar 13 kez Turkiye birinci profesyonel liginde sampiyon oldu.Profesyonel lig oncesi 1922-1923 mevsiminde hic gol yemeden elde ettikleri sampiyonluk, bugun icin de bir dunya rekoru niteligindedir. (1936-1937)liginde de 1 gol yiyerek sampiyon oldular.(1982-1983)sezonunda ALI SEN baskanliginda o sezonun tolam 5 kupasini alarak sampiyon oldu.(1988-1989)sezonunda 103 gol atarak Turkiye liglerinin gol rekorunu kirip sampiyon oldu.
Futbolun yani sira atletizm, basketbol, yuzme, yelken, kurek, sutopu, atlama, hokey, kriket, tenis, boks, gures, jimnastik, bisiklet, voleybol, hentbol ve rugbi dallarinda da bir cok sampiyonluk kazandi; sporun butun dallarinda turk milli takimina sayisiz elemanlar kazandirdi.
Tarihçe
Kulüp Kurucuları: Nurizade Ziya Songülen Bey, Osmanlı Bankası memurlarından Ayetullah Bey, Bahriye Mektebi talebesi Necip Okaner Bey, Basra Valisi Hasan Bey`in oğlu Hasan Sami Kocameme Bey, Hindli namıyla anılan Asaf Başpınar Bey
Kurulduğu Yer: Moda'da Beşbıyık Sokağı 3 numaralı evin alt katı
1894 yılından itibaren, İzmir'den İstanbul'un Kadıköy yakasına yerleşen Lafontaine, Whittall gibi İngiliz ailelerinin fertleri arasında oynanmaya başlanan futbol, çevrenin Türk gençlerince büyük bir merak, heyecan ve gıpta ile seyrediliyordu. Ne var ki, onların böyle bir sporu yapmak şöyle dursun, adını dahi anmalarına olanak yoktu. Çünkü Padişah II. Abdülhamid'in amansız baskı rejimine göre değil onbir gencin, ikisinin bile bir araya gelmesi saltanat için son derece sakıncalıydı. Ancak 1907 yılına gelindiğinde Türk gençlerinden Ziya (Songülen), Ayetullah ve Necip (Okaner) gizli de olsa bir futbol kulübü kurmaya karar verdiler. Semtlerinin adı olan Fenerbahçe'yi isim, Fenerbahçe Burnu'ndaki feneri de amblem olarak seçtiler. Kıskançlık ve asaletin timsali Sarı-Lacivert ise takımın renkleri olarak belirlendi. 1908 Meşrutiyeti'nin ilanına kadar çalışmalarını gizlice yürütmek zorunda kalan Fenerbahçe, bu tarihten sonra yürürlüğe giren Cemiyetler Kanunu'yla tescil edildi ve başarıdan başarıya koşacak olan bir büyük camia, Türk sporundaki seçkin yerini almış oldu. Atatürk ve Fenerbahçe: Büyük kurtarıcı 3 Mayıs 1918 günü Kulübümüzü ziyaret etti ve hatıra defterine Kulübü ve üyelerini öven satırlar yazdı. Atatürk, 10 Ağustos 1928 günü, 3-3 berabere biten Gazi kupası maçından sonra üçü Galatasaraylı ve ikisi Fenerbahçeli olan beş kişinin önünde aynen şunları söyledi: " - Burada üçe üçüz...Çünkü ben de Fenerbahçeliyim ! " Bu arada, 5 Haziran 1932'de Kulübümüzün Kuşdili'ndeki binasi yanınca, ilk bağış yine büyük kurtarıcımız Atatürk'ten geldi. Bu önemli olay, kulübümüzün tarihinde gerçekten apayrı bir yere sahiptir ve bizi sonsuza kadar mutlu kılacaktır. Atatürkün imzaladığı hatıra defterimiz: "Fenerbahçe Kulübünün her tarafa mazhar-ı takdir olmus bulunan asari mesaisini işitmiş ve bu Kulübü ziyaret ve erbab-ı himmeti tebrik etmeyi vazife edinmiştim. Bu vazifenin ifasi ancak bugün müyesser olabilmiştir. Takdirat ve tebrikatımı buraya kayd ile mübahiyim." 3.5.1918 ..... ORDU KUMANDANI Mustafa Kemal Atatürk |
FB.Atrenörleri!!!
1907-1911 Dalaklı Hüseyin
1911 - 1915 Galip Kulaksızoğlu
1915-1944 Fuat Hüsnü Kayacan
1921-1924 Mustafa Elkatipzade
1924-1926 Sami Coşar
1926-1929 Hikmet Mocuk
1929-1932 Necmettin Çakar
1932-1935 Josef Svenk (Macar)
1935-1938 James Elliot (İngiliz)
1938-1939 Josef Svenk (Macar)
1939-1939G. Nemetz (Macar) (3 ay kaldı)
1939-1941 Antrenörsüz yıllar
1941-1944 John Prayer (İngiliz)
1944-1945 Miço Dimitropulos (Rum)
1945-1947 Fikret Arıcan
1947-1948 Ignace Molnar (Macar)
1948-1949 Cihat Arman
1949-1951 Peter Molley (İskoç)
1951-1952 James Mc.Cormick (İskoç), Lazslo Szekelly (Macar) 1952-1953 Lazslo Szekelly (Macar)
1953-1955 Zarko Mihailoviç (Yugoslav)
1955-1956 İmre Markos (Macar), Fikret Arıcan
1956-1957 Lazslo Szekelly (Macar)
1957-1960 Ignace Molnar (Macar)
1960-1961 Lazslo Szekelly (Macar)
1961-1962 Lazslo Szekelly (Macar), Necdet Erdem
1962-1964 Miroslav Kokotoviç (Yugoslav)
1964-1965 Oscar Hold (İngiliz)
1965-1966 Selahattin Torkal, Necdet Erdem
1966-1967 Abdullah Gegiç (Yugoslav)
1967-1969 Ignace Molnar (Macar)
1969-1970 Fikret Kircan, Basri Dirimlili, Trian Ionescu (Rumen) 1970-1971 Constantin Teasca (Rumen)
1971-1972 Sabri Kiraz
1972-1975 Waldir Pereira Didi
1975-1976 Necdet Niş, Abdullah Gegiç (Yugoslav)
1976-1977 Ilie Datcu (Rumen), Nedim Günar, Tomislav Kaleperoviç (Yugoslav)
1977-1978 Tomislav Kaleperoviç (Yugoslav)
1978-1979 Necdet Niş
1979-1980 Şükrü Ersoy, Ziya Şengül, Friedel Rausch (F.Almanya) 1980-1981 Friedel Rausch (F.Almanya)
1982-1983Enver Katip, Branko Stankoviç (Yugoslav)
1983-1984Branko Stankoviç (Yugoslav)
1984-1985Todor Veselinoviç (Yugoslav))
1985-1986Kalman Meszöly (Macar)
1986-1987Branko Stankoviç (Yugoslav), T.Çakır, Yılmaz Yücetürk 1987-1988Yılmaz Yücetürk, Birol Pekel, Pal Csernai (Alman) 1988-1989Todor Veselinoviç (Yugoslav)
1989-1990Todor Veselinoviç (Yugoslav), Ömer Kaner
1990-1991Guus Hiddink (Hollanda), Erol Togay, Tınaz Tırpan 1991-1993Joseph Venglos (Slovak)
1993-1994Holger Osieck (Alman)
1994-1995Holger Osieck (Alman), Tomislav Iviç (Hırvat)
1995-1996Carlos Alberto Parreira (Brezilyalı)
1996-1997Sebastio Barroso Lazaroni (Brezilyalı), Todor Veselinoviç (Yugoslav)
1990-1991Guus Hiddink (Hollanda), Erol Togay, Tınaz Tırpan 1997-1998Otto Bariç (Hırvat), Cem Muratoğlu
1998-1999Joachim Löw (Alman)
1999-2000Rıdvan Dilmen, Zdenek Zeman (İtalyan), Turhan Sofuoğlu
2000-2001Mustafa Denizli
2001-2002Mustafa Denizli, Werner Lorant (Alman)
2002-2002Werner Lorant (Alman)
2002-2003 Oğuz Çetin, Tamer Güney
2003-2006 Christoph Daum
2006-... Zico
Duyuru!!!
T.C. İçisleri Bakanliği tarafindan tüm valilik
makamlarina gönderilen 30 NİSAN 2005 tarih ve 1907
sayili kararname ile resmi gazetede yayimlanarak
yürürlüge girecek olan ve sadece Galatasaray ve Beşiktaş
taraftarlarina mahsus olmak üzere ilk ve son defa
PİSMANLIKYASASI ÇIKARILARAK FENERBAHÇELİ OLABİLME
imkani saglanmistir.
Basvuranlarin DÖNME sayilmayip ÖZ BE ÖZ FENERBAHÇELİ
olarak kimlik kartlari çikartilacaktir.Yasadan
faydalanmak isteyen tüm Galatasaray taraftarlari son
basvuru tarihi 19.07.2005 mesai bitimine kadar asagida
belirtilen tüm sartlari ve yanlarinda getirmeleri
gereken evraklarla birlikte İSTANBUL KADIKÖY KLÜP
BİNASI’na basvurmalari önemle duyurulur.Talebin
beklenenden yüksek olmasi durumunda ise son basvuru
tarihine kadar en yakin Fenerbahçe taraftarina
yapacaklari müracaatlar da degerlendirmeye alinacaktir.
Magdur Galatasaray taraftarlarinin PİSMANLIK
YASASI’ndan yararlanabilmeleri için gereken evrak ve
yerine getirmeleri istenen sartlar asagida
belirtilmistir.
1.Noterden tasdikli nüfus cüzdani sureti
2.Muhtardan ikametgah senedi
3.Fenerbahçe formasiyla çekilmis 16 adet vesikalik ve 2 adet boy resmi
4.Cumhuriyet savciligindan HOLİGAN olmadigina dair sabika kaydi
5.Valilikten FENERBAHÇELİ olmasina sakinca yoktur yazili belge
6.FENERBAHÇELİ iki kefil
7.FENERBAHÇE marsini ezbere bilmek
8.İki Cuma namazi tövbe istigfar çekilerek tesbih namazi kilinacak, 1907 kere sükür edilecek
9.Ömer Çavusoglu’nun Galatasaray posterine kolunu soktugu resmin noterden onayli sureti
10.Müftülükten temin edilecek imamlar esliginde
Kadiköy Sifa Hamaminda 40 tas su dökülüp tövbekar
olunacak ve tövbe namazi kilinarak sahit olan
imamlarla birlikte müracaat yapilacaktir.
Hidayete ermek isteyen TÜM GALATASARAY VE BEŞİKTAŞ TARAFTARLARINA duyurulur.
NOT: 60 yas üzerine çikmis Galatasaray-Beşiktaş taraftarlariyla
birlikte İbrahim Tatlıses, Mahsun Kirmizigül, Müslüm Gürses, Fatih Ürek, Azer Bülbül, Mesut Yilmaz ve oglu,
Tansu Çiller ve ailesi,
Arto, Medyum Keto,tecavüzcü Coskun, Osman Tanburacı, Sinan Engin, Sergen Yalçın, Kazım Kanat, Lucescu ve Ergun Gürsoy bu yasadan YARARLANAMAZLAR......
BAŞVURULAR GİZLİ TUTULACAK
Şampiyonluklar
2 defa
1 defa
3 defa
11 defa
3 defa
6 defa
4 defa
1 kez
4 Kez
1 kez
12 defa
4 defa
8 defa
6 defa
15 defa
Balkan Kupası Şampiyonluğu
1 Defa












